Rasgele Fotoğraflar
Sayaç
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün103
mod_vvisit_counterDün113
mod_vvisit_counterBu Hafta216
mod_vvisit_counterGeçen Hafta590
mod_vvisit_counterBu Ay642
mod_vvisit_counterGeçen Ay2765
mod_vvisit_counterTüm Günler81001
Anasayfa Yazılar Zaman

PostHeaderIcon Zaman

biiiriir insan zamanı gelip de son derece muhtaç olacağı bir varlık için hiç bu kadar ilgisiz, lakayt ve aceleci olur mu?Hele o varlık “zaman” olursa...

 

Bizi hiç kimsenin inkara kalkışamayacağı şekilde ölüm denen geçiş köprüsüne taşıyan bu dayanılmaz gücün bir an önce geçmesini, adeta sıçrama şeklinde bizi o köprüye yaklaştırmasını istemek hiç bu kadar anlamsız olmamıştı. Ama içimden kopan isyan fırtınaları beynimi sürekli buna yoruyor işte. Neden? Niçin?

 

Önce gönüllerden uzak oldum, sonra tüm başarı denen kendi gücünü sergileme olgusundan ve şimdi de gözlerden...Uzaklardaki gecelerin gündüzlerin ve hatta güneşin, solukların farklı olacağını düşünüyordum. Belki de uzaklarda zaman çok daha şık bir dost ya da cadı yüzlü bir düşman  gibiydi.

 

Belki De oralarda uyumak ve uyanmak  bin bir türlü maceralara salık verebilirdi. Evet şimdi görüyorum ki pek de yanılmamışım.. Bir fakla ki içimde sevgi denen güzel okşayışın canlanışının verdiği ızdırapla.. O kahredici  “okşayış” öyle acı verir ki o uzaklarda, gözlersin yolları ama hep yabancılar gelir onlardan. Beklersin bir şeyler beklersin ama neredeyse sahibini bile tanımadığın üç beş çarpık çurpuk yazı alırsın .

 

Ve oradaki hacminin bu uzaklara taşınışı sanırsın ve hatta eminsindir ki sılada çok büyük devrimler inkılaplar yapmıştır. Ve  senin gidip onları görmeni beklemektedir. Beklendiğini, dönmedikçe ızdırabın arttığını, gönüllerin , palamutların,köpük köpük  çalkalanan Kara denizin günler geçtikçe senin hasretine dayanamaz olduğunu sanırsın. Senin için kahrolduklarını zannedersin...Her hareketsiz durduğun, ya da hareketsizliğe mahkum edildiğin “zaman” senin için ciğeri beş parasız “hiç dişi kalmamış bir canavar” gibidir. Fakat bağlıdır ufuklar.

 

O dişsiz canavar pençeleriyle yakana yapışmış seni kedinin fare ile oynaması gibi oynatmaktadır. Kah koşarsın özgürlüğe doğru ama son anda koca pençeler set olur önüne, koca dağlara benzerler. Aşmak ne mümkün? Kah beriye koşarsın hakeza yine öylece kalakalırsın tüm hınç ve sinilerinle ulu ortada.

 

Oysa ne kadar da sahte hayallerdir bunlar. Oralarda bir yerlerde yani bir şekilde çıktığın o topraklarda ne aranıyorsundur, ne bekleniyorsundur ve ne de özleniyorsundur. Çok sıradandır senin yokluğun ya da çok uzaklarda bulunman.. Ha üç günlük ölüsündür  yukarıdaki mezarlıkta ha nefes almaktasın çok uzaklarda..Hiç farkı yok zaman dışında , mesafelerce uzakta olmanın. Sonuçta unutuluyorsun  sen unutmasanda.İtiliyorsun niceleri gibi zamanın paslı dişlerine. Alttan acılara yem olacak kırıntıların çıkmak üzere..

 

Belki iki üç yıl sonra o ümit edilip de hüsran estiren topraklara tüm cismaniyetinle ama çok eksik maneviyatınla döneceksin. Çok şey değişmiştir. Öyle olmasa da öyle zannedersin ve anlatırsın. “Bu böyle değildi, şu böyle değildi ..v.s.”Ama aslında tek değişen sen olmuşsundur. O gittiğin uzak yerler havasıyla suyuyla, gecesi gündüzüyle hasılı o enterasan  hayatıyla alışılagelmiş bir çok değerini, özelliğini ve fonksiyonunu etkilemiştir.

 

Ve değişen sen olmuşsundur. Zamana  yüklediğin vebal bu sefer senin boynuna takılır. O halinle ızdırap yüklü gecelerden beri olmaz attığın adımların ve zamanın.

İşte bir insan bu kadar sefil ve miskin olur. Sararmş bir ayva olup kış gecelerinde yeneceğine  buruşmuş , kurt delmiş , erkenden  bir esintiyle yere dökülmüş yaban elması gibi kaybedenlerden olmuştur.

 

Zamanı yiyip bitirirken kendini de harcamıştır hiç farkında olmadan

 

Son Güncelleme (Salı, 01 Aralık 2009 14:48)

 

Yorum ekle