Yaşadıklarımız
Bir şarkıdır yaşadığımız..Bestesi bizim güftesi Yaratanın olan bir şarkı.Ve her şarkı da bir hikayedir aslında.Notalar yedi renk gibidir.Çiçekler notalarla örülüdür.Elimden gelse her çiçeğin şarkısını çıkarır koyardım ortaya.Ama onun için de yürek gerekir.İçinde ufuklar taşıyan insanlar ancak o çiçeklerin dilinden anlar..Özünden bilir.O insanlar ki özgürce içlerinden gelebildiği gibi yürekleriyle söyler o çiçeklerin hikayesini.
Ayrılıklar vardır o şarkılarda...Hasretlik, ulaşma arzusu, buluşma heyecanı...Öfke ve kin, yeis ve ümit..Hayatımız bunlarla süslü değil mi zaten? Hayat hikayelerimiz bunlarla işlenmiştir genellikle.. Hikayelerimiz çevremizi de etkiler.Karşılıklı etkileşim içinde nice canlar cananlarından, nice ceylanlar ahularından olur..Belki daha hiç kavuşamazlar bile.Çiçekler ellerde kurur.Şarkılar nefes tellerine takılır ama takılır da orda kalırlar öylesine.Kimse bilmez ne zaman söylenecekler diye... Söylendiklerinde de kim bilir kim dinleyecek? Kimler hüzünlenecek?Kimlerin gözleri dolacak? Ya yıllar sonra o şarkılar mezarlar üstünde rengarenk açacak ya da daha gün yüzü göremeden kuytu bir köşede unutulup gidilecektir.
Bazen şu geçen kısacık ömrüme bakıyorum da hiç söyleyemediğim ne çok şarkı olduğunu görüyorum..Ve şaşıyorum.Ama her söyleyemediğim şarkı da hayatımdan bir rengi alıp götürmüş bunun da farkındayım.Yüreğimde kalan o şarkılar ancak yüreğimi yeşillendirmiş.Dışarıya hiçbir iklimini yansıtamamış.Karanlık dünyamın içindeki aydınlık yüreğim ancak oraya sızana bir ışık verebilmiş.Ancak onun gönlünü açabilmiş.
Oysa gönüllerimiz Efendimiz kadar en azından Mevlanalar kadar açık olmalı değil mi? Evrenin musikisini dillerimize kazımalıyız ve her söylediğimiz, söyleyebildiğimiz şarkılar önce içimizi gül bahçesine sonra da üzerinde yer kapladığımız dünyamızı hadikalardan (çiçekli bahçe) hoş bir hadikaya çevirecektir..Bizler gel diyebildiğimiz kadar besteci olabiliriz.Bizim söyleyebildiğimiz şarkılar ancak atılan taşlara siper edeceğimiz güllerimizin kanayan yapraklarında gizlidir.Hiç korkmadan, hiç yılmadan gel demedikçe o içinizdeki bahçe renklerle süslenmeyecektir. Evrenin yaratılmasına ve sonunun gelmemesine neden olan “sevgi” kavramını bedeninizin en küçük parçasına “yaşama nedenim bu” diye nakşedememişseniz söyleyeceğiniz şarkınız da o kadar basit, notaları o kadar tek düze olacaktır.
Yine de her şeye rağmen bir şarkıdır yaşadıklarımız..Ama kime kimlere dinletebiliyoruz bu şarkıyı? Yoksa sadece kendimiz mi dinliyoruz.? Ve hoş mu geliyor o nota dizilişleri? Elimize demet ettiğimiz o çiçekler gerçekten bizi , çevremizi ve bizi bekleyeni sevindirecek mi? Yoksa kara toprakların altında üstünüzde tonlarca yük varken bir de o çiçekleriniz mi ayaklar altında ezilecek ?
Kim bilir belki de hoşgörülü, alçak gönüllü, sorumluluk sahibi ve en önemlisi yüreği sevgi ile sıvanmış, sevgi ile örülmüş , şarkısı dinlenecek yıllar boyu da dillerden düşmeyecek insanlar olmamız gerekiyor.Yani sevgi insanı.....
Son Güncelleme (Salı, 01 Aralık 2009 14:48)










