Bir Köy Gezisinin Ardından
Her şey bir yetişmiş bir insan daha..Her şey Durağan’ın makus talihini değiştirecek bir fidan daha yetiştirmek için..Her
şey geleceğe atılacak bir tuğla içindi...
Yollara düştük..Dört duvar arasından çıkıp bazen günlerce yavrularından uzakta kalan aileleri ziyarete köylere gittik..
Yanımıza o en değerli varlıklarını ve o en değerli varlıkların hünerlerini de alarak… Amacımız belliydi..Hem hal hatır
sormak hem de eğitime ailelerin daha etkin bir şekilde katılmasını sağlamak..Öğrencilerimizin o pır pır eden yürek
leri ile okulumuzda kazandıkları olumlu davranışları ailelerine göstermek ve o ailelerin yavrularına daha bir başka
gözle bakmasını, aslında ne kadar da değerli olduklarını göstermek istedik..

Güzel bir hafta sonuydu..Fikir babası Okul Müdürümüz Hüseyin ERKAN, Müdür Yardımcımız Mehmet GGAZİ, Türkçe
öğretmenleri Kadir Kansu, Nazife KANSU, Zahide ÖZKAN ve onların yetiştirdiği pırıl pırıl öğrencilerimiz,Musa SAN
CAR,Mihriban GÜLTAŞ,Fadime GÜLTAŞ,Serap GÜLTAŞ,Esma GÜRCÜ, Zehra AYDINLI,Hamza ERMİŞ,Zekeri
ya FİDAN,Oktay KARTOP,İbrahim ORHAN,Muhammed CİVİRCİ,Yusuf SARI, Halim KAŞ, Emre YILMAZ ve Re-
cep DÖRDÜNCÜ ile yola koyulduk.Hedef köylerimiz; ilk gün Hacımahmutlu, Ortaköy ve Köseli, ikinci gün ise Köseli
Kayabaşı, Sarıkadı ve Çandağı idi..
İş güç zamanıydı köylerde..Hazırlıklar yapıldı ancak yine de bağdan bahçeden gelemeyenler oldu..Ancak gelenler bile
yeterliydi..Zaten köylerde kimseler de kalmamıştı ki..Son taşlar kalmıştı oralarda..Hani derler ya eski topraklar.İşte on-
lar.Ve bir de şu yavruları..Ara kuşak gurbetteydi.Ara kuşak geçim derdiyle memleketlerinden yüzlerce km uzaktaydı….

Köyde kalan bu eski topraklar Anadolun’un kahır yüklü toprakları, saf ve içten insanları çok iyi karşıladılar bizleri.
Aslında onların her bakışlarında bize özendikleri belliydi ancak hayat şartları onları buralara hapsetmişti..Dünyadaki
gelişmelerden uzak.Standart ve üstü yaşamlardan uzak bırakmıştı..
urduk ilk “çadırı
Halk oyunu ile başladık..Okulumuz 3.Sınıf öğretmeni Esra DÖNMEZ hocamızın hazırlamış olduğu Ankara yö-
resi halk oyunu ekibimiz 8 dakikalık çok güzel bir gösteri sundular. Kıyafetlerinden öğrencilerin duruşuna kadar
her şey o kadar ilgi çekici idi ki..Onların anneleri babaları ya da komşuları onları hayranlıkla izlediler..

Folklor gösterimizden sonra okulumuzda Çanakkale ve Şehitleri Anma Günü dolayısıyla okulumuz Türkçe
Öğretmeni Zahide ÖZKAN’ ın hazırlamış olduğu “Seyit Onbaşı” adlı mini tiyatro izleyicilerin kimilerinin
gözlerinin yaşarmasına neden oldu. Çocukların o yetenekleri nasıl da ortaya çıkmıştı..Tabi karşılarında an
neleri babaları olunca daha bir başka oldular. Tıpkı onlar gibi düştüler toprağa patlayınca düşman topları..
Ve tıpkı o askerlerimiz gibi kalktılar topraktan üstlerini silkeleyerek..Sonra sırtlandı 270 kiloluk topu Seyit
Onbaşı adeta köylülere “işte sizler de aslında bu güce sahipsiniz” dercesine..
Yol ortasıydı oyun alanımız..Ancak sorun değildi..Üç beş kişi de olsa güzeldi..Üç beş diyorum.Zira yuka
rıda da dediğim gibi zaten köylerde kimse kalmamış ki..Ancak üç beş bu topraklar gibi değerli Anadolu
insanı kalmış..Bir de iki yıl önce mezun ettiğimiz ve ne yazık okuyamayan bir değerli kızımız..Onun bizi
gördüğü zaman ki göz yaşlarını tutamayışını her halde bir ömür boyu unutmayacağım..Keşke demek geli
yor içimden ama neye faydası var ki..





Köy muhtarımız sağ olsun çok sıcak karşıladı bizi.Gösterimizden sonra evinin önünde yorgunluk çayı eşliğinde
bir süre muhabbet de ettik..Biraz nefes aldık Sarıkadı’ya geçmeden.


Köseli Kayabaşından sonra Sarıkadı’ ya geçtik..Sarıkadı daha bir başkaydı..Okulu olan , okulunda öğretmeni olan
köyler kendilerini fark ettiriyordu..Aslında o an öğrendiğimiz şey de gösteri yapan öğrencilerimizin çoğunluğu bu
köydenmiş..Bu bizi sevindirdi..Amacımız da zaten bu olduğu için gururlandırdı da..

Okulun bahçesine vardığımızda köylüler çoktan bahçeyi doldurmuştular bile. Öğretmenlerimizin yakın ilgileri ile
karşılandık.Köylülerin de tabiî ki..Orda geçen yıllardan mezun ettiğimiz bir sürü öğrencimiz vardı...Ne yazık mad
di ve diğer imkansızlıklar nedeniyle devam edememişlerdi...Ve şimdi bizi karşılayan yerliler olmuşlardı...
Çocuklarımızın hazırlamış oldukları gösteriler aynen burada da yapıldı.. Okulumuz Türkçe öğretmenlerinden
Kadir KANSU’nun yetiştirdiği 8-B sınıfı öğrencilerinden Mehmet Musa SANCAR’ ın okuduğu “Annem”
adlı şiir bir çok annenin gözlerinin yaşarmasına neden oldu..Onun duygu dolu ses onu dinleyenleri büyüle
mişti adeta....Sahnedeki hakimiyeti gerçekten görülmeye değerdi..Ve işte buydu bu güzel günün özü..Bu
çocuklarda bu yetenekler var..Yeter ki sahip çıkılsın..Yeter ki imkan verilsin.Yeter ki koyun peşine gönde-
rileceklerine okula gönderilsinler..Şiirin sonunda alınan alkış öğrencimiz gibi bizim de gururumuz oldu.







Sarıkadı gerçekten gezdiğimiz köyler içerisinde farklıydı..Sanata bakışları, bize yaklaşımları çok farklıydı..Buradan
gösterimizi izledikleri , bize güven verdikleri için tüm köy halkına teşekkür etmek isterim.


Günün sonuna doğru son köyümüz Çandağı idi..Durağanın en uzak köylerinden bir köydü..Adı gibi belki de en
yüksekte olan..Tozlu topraklı yollardan kıvrım kıvrım giden bir yoldan sonra vardık oraya..Tabi yol kıyısındaki
bir çoban çeşmesinin başında öğle yemeğimizi yiyerek..


Çiçeği burnunda muhtarımız karşıladı bizi..Gösterimize geçmeden köyü gezdik.Tarihi belgeler gibi evleri fotoğrafladık..
Burada da yine kimse yoktu..kimileri bağda bahçede idi..Kimileri ise çoktan gurbetin yollarına düşmüştü bile..Köy
sessiz..Köy yalnızdı..Ama misafirperver ve candandılar..Gün boyu üzerimize çöken yorgunluğu ikram ettikleri çay
ile giderdik.Ve sonra toplanan köy insanlarına gösterilerimizi sunduk.




Gösterilerimizin sonuncusu skeçlerdi.Üç küçük skeç ama kahkaha dolu üç küçük skeç.. Skeçler yine okulumuz Türk
çe öğretmeni Zahide ÖZKAN tarafından hazırlanmıştı.Skeçlerin ilki köy kadınlarının evde kocalarından çektiklerini
mizahi bir üslup ile anlatıyordu..
Belki bir öğrenci olarak derslerinde çok ta başarılı değillerdi bu “ küçük” oyuncularama onlar da hiç kimsenin yapa
mayacağı bir oyunu çok çok başarılı bi şekilde oynayabiliyordular.. Demek ki onlarında yetenekleri bu yönde idi..
Her şey okumak değildi..Yetişmiş bir birey olmak ta yeterliydi..Bu “küçük” büyük oyuncular bunu gösteriyordu..


Skeçlerin ikincisi “tabutçu” ise tam bir psikopatın hali gibiydi.Hayatını ölen insanlara tabut yapmakla sağlayan bir
kişiyi canlandırıyordu Hamza ERMİŞ ve Zekeriya FİDAN..Tam bir psikopat gibi.İnsanın kanını donduracak kadar
gerçekçi ve bir o kadar da komik..E tabi ki mesaj çıktı..Birinin cefası birinin sefasıdır..Neden cefa çeken sizler olu
yorsunuz ki?


Burada son olarak okul müdürümüz Hüseyin ERKAN halka küçük bir konuşma yaptılar..Değerli hocamız konuş
masında şöyle dedi..
"75.Yıl Cumhuriyet YİBO olarak 29 Mayıs 2008 günü okulumuzda Avrupalı Okul Müdürleriyle toplantımızda bize öğrenci
gönderen köylerimizde çeşitli etkinlikler yapacağımızı söylemiştik.Köylerimizde zor yaşam koşullarında yaşayan velilerimizi
bir müddet için de olsa güldürdüğümüzü, eğlendridiğimizi düşünüyoruz.Bu durum, onlara değer verdiğimziin işaretidir.
Milli ve manevideğerlerimizi canlı tutmak içimizde aşatmak ve yaşamasını sağlamak her öğretmen veya idarecilerimzin
görevidir.
Gazi Mustafa Kemal
“İki Mustafa vardır.Biri ben, fani Mustafa diğeri ise milletin içinde yaşattığı Mustafa Kemallerdir.Ben onu temsil ediyorum.
Herhangi bir tehlike anında ben ortaya çıktımsa beni bir Türk anası doğurmadı mı, Türk anaları daha başka Mustafa Ke-
maller doğurmayacaklar mı?..Feyizmilletindir(1935)” buyurmuşlardır..
Köylerimzide Büyük Önderimizin bundan 94 yıl önce dünyanın parmak ısırdığı hayret ve gıpta ile baktığı Çanakkale sa-
vaşlarımızın bir bölümünü canlandırmaya çalıştık.Bununla beraber parodi ve skeçlerle velilerimizi güldürmeye çalıştık.

Ayrıca çocuklarımıza daha iyi bir eğitim verilmesi neticesinde neleri yapabileceklerini gösterdik.Öğrencilerimizi zamanında
okula göndermelerini istedik.Çocuklarının okuöatan başka çarelerinin olmadığını ifade ettik.Bu amaçla Hacımahmutlu,
Ortaköy, Köseli,Köseli kayabaşı, Saıkadı ve çandağı köylerimizde bu oyunlarımızı oynadık.
Sayın Kaymakamımıza ve bizlere yardımcı olan İlçe Milli Eğitim Müdürümüze şükranlarımı ifade etmek istiyorum. Fırsatlar
verilirse daha güzel işler yapacağımıza inancımız tamdır.
Başarı kuvvetli olana gülümser, başarısızlık zayıf olana çullanır.."

Güneş tepelerin ardına doğru kaybolurken bizler yanımıza aldığımız okulumuzda yatılı olarak kalan ve Durağanda
ortaöğretimine devam eden öğrencilerle beraber tatlı bir yorgunluk ile Durağana doğru yol aldık..Bu gezimizde bizim
kahrımızı çeken şoförlerimiz Ahmet REMZİ ve Hüseyin CİVİRCİ’ ye de okulumuz adına teşekkür ederiz..

İnşallah bu iki günlük kısa gezimizin karşılığını yıllar sonra da olsa almak dileğiyle..
Her şeye rağmen gözlerinde umut vardı bu insanların.Hele hele yavrularına bakarken ki halleri her şeyi anlatıyordu
aslında..Köseli Kayabaşındamızı ve bilgisayarımızı hemen köşeye kurup gösterimize başladık..K
mızı”..Neresi olduğu önemli değildi..Yolun ortasını bir anda sahneye çevirdik..
Son Güncelleme (Çarşamba, 02 Aralık 2009 15:39)













