Rasgele Fotoğraflar
Sayaç
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün83
mod_vvisit_counterDün128
mod_vvisit_counterBu Hafta630
mod_vvisit_counterGeçen Hafta881
mod_vvisit_counterBu Ay406
mod_vvisit_counterGeçen Ay4226
mod_vvisit_counterTüm Günler27426
Anasayfa Gezi Notları Çanakkale İçinde

PostHeaderIcon Çanakkale İçinde

Yazın en güzel gezilerinden birini de Çanakkale’ye yaptım.

 

 

 

Bence  Türkiye’de gezilmesi görülmesi gereken  ilk yer orası.Çünkü  bir tarih insana bu kadar yakın olabilir.Bir tarihe geçtiği mekanlarda bu kadar şahit olabilirsiniz..Onun için kesinlikle herkes burayı görmelidir.

 

Çanakkale  gezimi  çocukluk arkadaşım Ersoy BAHADIR ile yaptım.

 

 

 

Yolculuğumuza  26 Haziran sabahı saat 03:30 da İzmit’ten başladık.Hesaplarımıza göre saat 11:00 de Çanakkale’de olacaktık..Yanımıza termos ile çay  da aldık tabi..Çünkü uzun bir yolculuk olacaktı..

 

Sabahın daha ilk saatleri olduğu için yol temizdi.Elimizde harita ile yolumuzu buluyor nereye gideceğimize öyle karar veriyorduk..

 

Gün ağarırken Bursa’ya vardık.Ve Gemlik..Yani şu meşhur zeytin diyarına..Ama harbiden  zeytin diyarı imiş.Gözünüzün alabildiği tüm alanlar zeytinlikti.Yani bu ünvanını boşuna  almamış Gemlik.Sabahın erken saatleri olduğu için  yol kıyısında zeytin satan köylüleri ancak dönüşte görebildik..Ve tabi  ilk elden Gemlik zeytinlerimizi de aldık

 

 

Bursa’yı geçip Ulubat Gölü civarında durup  bir kaç fotoğraf çektik.Artık gün iyice ağarmıştı.Gölün hemen kıyısında soğan tarlalarını gördük.Ve tabelada Karacabey yazıyordu..Yani soğanı ile meşhur  Bursa’nın diğer bir ilçesi.

 

 

 

 

Saat 8:30 civarı Bandırmayı geçip  Marmara denizi kıyısına vardık.Güneş  bir mızrak boyu kadar yükselmiş ısısını  hissedebiliyorduk. Avşa adasının tam karşısında bir tepede sabah kahvaltısı yaptık.dediğim gibi güneş etrafı yeni yeni ısıtıyordu.Ve Marmara denizi buradan çok güzel görünüyordu.Bir yanda Erdek yarımadası bir yanda irili ufaklı Marmara adaları..Gerçekten güzel bir an güzel bir manzara idi.

 

 

 

 

 

Kahvaltıdan sonra biraz daha ilerleyince  Marmara’ya sıfır uzaklıkta bir yere geldik.ismini unuttuğum için bir yer diyebiliyorum buraya...Arabadan inerek kıyısına gittik denizin..Deniz hafif çırpıntılıydı.Girmek mümkün değildi..Hem dinlenmek hem girmedik dememek için ayaklarımızı ıslatacak kadar kıyısında dolaştık.Biraz fotoğraf çektik.Burada oteller de vardı.Ancak sezon başı olduğu için henüz faal değillerdi.

 

 

 

 

Buradan ayrılıp yaklaşık 1,5 saat sonra ise Lapseki’ye vardık.Artık Çanakkale sınırları içerisindeydik. Lapseki’de  Çardak'ı bilmeyen yoktur her halde.Boğaza doğru uzanan ana karadan 3 metre uzaklıkta bir ada vardır burada.

 

 

 

Bir arabanın sığacağı darlıkta demirden asma köprüden geçiliyor oraya.Bu adada bol miktarda zeytin ağaları, söğütler ve Marmara denizi tarafında da bataklık var.Ayrıca çadır kurma yerleri ve çay bahçeleri de.Zeytin ağaçları denize sıfır.Kumsal küçük çakıl taşları ile kaplı.Dolayısıyla denizden çıkınca ayağınıza kum yapışmıyor.

 

 

Denizi muhteşem.Pırıl pırıldı.Sabahın onu olmasına rağmen  aileler gördük denize giren.Su sımsıcak olunca insan dayanamıyor tabi.Bu küçük adanın etrafını

da gezince buranın zamanla oluşmuş bir ada olduğunu anlıyorsunuz. Yani boğazın getirmiş olduğu birikintilerle.Rakımı sıfır sayılır.Denizle nerdeyse aynı seviyede yani..

 

 

 

Bu güzel yerden  ayrılıp 11:30 civarı Çanakkale’ye vardık.Modern bir şehir ile karşılaştık.Kalabalık ta.Kıyıya geldik.Liman ise daha da kalabalıktı.Şimdi karşıya yani Çanakkale Savaşlarının yapıldığı   Gelibolu’ya geçecektik.Yanımıza oraları iyi bilen bir arkadaşı ALİ’ yi de aldık ve feribota bindik.

 

 

 

Bu anda inanılmaz bir talihsizlik yaşadım.Makinemin şarjı bitti.Deli olacaktım.Ama neyse ki

diğer makinem Canon S2 yanımdaydı.Artık ondan sonrasını onunla  belgeleyecektim.

 

 

 

 

Vapur yolculuğu yarım saat kadar sürüyor ve Eceabat’a iniyorsunuz. İndiğiniz andan itibaren tarihte 90 yıl geriye gittiğinizi hissediyorsunuz.En azından ben öyle oldum.İlk karşılaştığım  Recep Onbaşının anıtı.Yani Elizabethi batıran kahraman onbaşı.Sırtındaki top mermisini almak istedim bir an.Bunca yıl taşıdığı yetmez mi?.

 

 

Anıtın karşısındaki yamaçlarda tabyaları geziyorum.Boğazı karşıdan görüyorlar. Duvarların  kalınlığı bir metre.Ve  buraya düşen  mermileri düşünüyorum.Burada inanılmaz bir savaş yaşandığını hemen anlayıveriyor insan.

 

 

 

 

Devam ediyoruz.Batıya doğru  gidiyoruz.Ve meşhur Çanakkale şehitler anıtına varıyoruz.Etrafı yeniden düzenlenmiş.Doğrusu tarihi izlerin yok olduğunu gördüm.

 

 

 

 

 

Üzüldüm.Mezar taşları  yenilenmiş.Taştan cama çevrilmiş.Şehitlerin adları beyaz yazı ile bu cam mezar taşlarına yazılmış.Aralarında da kırmızı toprak serilmiş.Ayrıca anıtın karşısına da Çanakkale savaşlarını temsil eden kabartma yapılmış. Şehitler anıtının etrafı da yeniden düzenlenmiş. Çiçekler dikilmiş.Anıtın tavanına  bayrağımız  eklenmiş vs.

 

 

 

 

 

Bu restorasyon çalışmalarının adanın tümünde yapıldığını ve yapılmaya da devam ettiğini gözlemledik.Hatta bu bakım nedeniyle müzeyi de gezemedik.Bunlar elbette tarihimize sahip çıkılması açısından kayda değer çalışmalardır.Ancak tarihi dokulardan uzak bu restorasyon çalışmalarını

hiç hazmedemedim. Bir tek tarihi mezarları Şahindere’de gördüm. Ve o an yaşadığım heyecanı asla anlatamam sizlere.

 

 

 

 

 

Bu şehitlerin bedenleri uğruna kazandıkları topraklarda bizler bugün rahatça, huzur içinde yaşayabiliyoruz. Acaba bizler de geleceğimiz için bu şehitlerin bu fedakarlıklarının  yüzde birini yapabilecek miyiz? Ve bizler bu ülke için fedakarlık yarışında neredeyiz?..Onlar bu yarışmanın zirvesinde şimdi bizleri izlerken bizler oynaşta mıyız? Şu mezarlara bakınca durup düşünmeden edemiyor insan..

 


Kendi memleketimden olan şehit mezarlarını fotoğraflıyorum.. Türkiye’nin her ilinden en az bir şehit var burada..Hatta Batum’dan Selanik’ten  Bakü’den..

 

 

Şahindere’den sonra Kanlısırt Yazıtının olduğu Kanlısırt Tepeye gidiyoruz.Çıkarken gördüğümüz  deniz Ege..Ve karşıda da Yunan adaları . Manzara enfes..Ama yıllar önce burada  yaşananlar için aynı şeyleri söylemek mümkün değil..Çanakkale savaşlarının en şiddetlilerinin yaşandığı bir yer burası..Anafartalara gitmeden hemen önce buraya gelirsiniz..Yapılan yol tek yönlü.Ve çok güzel..

 

 

 

Bu tepede Anzak ve  İngiliz mezarlığı da var.Bir mezarın üstünde gördüğüm isim bana Er Ryne’nı Kurtarmak filmini hatırlattı..Kim bilir belki de o hikaye de burada geçmiştir..

 

 

 

 

Bu tepeden  Gelibolu yarımadasının Ege kıyıları  çok güzel görünüyor.Doğal koylar çıkarma yapılmaya uygun mekanlar olarak görülüyor..Ki  Anzak koyu da orada.Fotoğrafta sağa en yakın koy..

 

 

 

 

İşin güzel tarafı buralar milli park ilan edildiği için yerleşime  kapalı..Böyle bir  milli parka ihtiyacımız vardı doğrusu..Ve keşke  tüm savaşlarımızın yaşandığı  yerler burası gibi milli park ilan edilseydi..

 

Buralarda kıyıyı gören siperler olduğunu öğrendik..Ve arabadan inip o siperleri gezmek istedim.Arkadaşları arabada bırakıp tek başıma bulunduğumuz Kanlısırt Tepesinden denize doğru yaklaşık 1-2 km yürüdüm..Ve  çalılıklarla bodur ağaçlarla tamamen kapanmış siperleri buldum..

 

 

 

 

 

Beynimde binlerce  top sesi..Tüfek sesi canlandı..Gözlerimin önünde düşen askerler vardı.Birbirine bağrışan sağa sola koşuşturan askerler..Karşıda denizden savaş gemilerinden gelen topların vızıltısı..Ve  yere düşüp binlerce parçaya bölünüşü..Sağımdan solumdan koşuşturan  kanlar içinde Mehmetçikler vardı..Siperleri gezerken  aralarından geçiyordum.Kah bacağı kopmuş kah kolu kopmuş yaralıların bağrışları beynimi deliyordu. Karşıda İngiliz bayrakları görünüyordu..Bir tepeye doğru koşuşturan  yabancı askerler ve onlara  fırsat vermemeye çalışan  Mehmetcik’ler.. Etraf mavzer kovanları ile dolu.. Etraf  şarapnel parçaları ile dolu..Etraf yanıyordu..Dumanlar arasıdan  bulunduğu konumu korumaya çalışan üç beş Mehmetcik vardı.

 

 

Aman Allah’ım bu ne dehşet..Yıldırımlar çakıyor beynimde..Gözlerim doluyor..Yorgun düşüyorum...Oturup kalıyorum bir  sipere..Ve  denizdeki  savaş gemilerine bakıyorum.Ateş kusan gemiler..Zamanın yedi başlı canavarları..Ama Akif’in deyimi ile tek dişi kalmış canavarları..Ve karşılarında  giyecek ayakkabısı bile olmayan ama Anadolu’nun  yürekli aslanları..İnanç dolu  iman dolu  vatanını  topraklarını çiğnetmemeye inanmış  aslanlar vardı..Düştükleri yerden adeta onlarca kez yeniden kalkıp yeniden  düşen Çanakkale şehitlerini seyrettim..Ve tek motorlu bir uçak gördüm gökyüzünde..Rapor  hazırlayan  tek uçağımızdı o..Aşağıda kıyametlerin kopuşunu resmediyordu. Aşağıda yok oluşları ve dirilişi  görüntülüyordu..


Bodur ağaçlar kaplamış şu   topraklarda metrekarede 5000 mermi varmış..İnanmıyorum..Ama çayırtı kopartan askerleri ekini biçer gibi yerlere seren ve hiç  susmayan  makineli tüfeklere bakınca  hak veriyorum.

 

İşte bu siperlerde  her adımımı attıkça  Allaha dua ediyorum..Yarabbi bir anı  diyorum..Bir kemik parçası bir demir parçası veya bir kovan..Ne olursa Yarabbi bir şeyler bulayım şuralarda diyorum. Gözüm yerden kalmıyor..Ve derken  gözüm yarısı görünen   bir demir parçasını fark ediyor.Hemen eğilip  toprağı eşeliyor ve onu çıkartıyorum..Bu bir mermi kovanı..Ne kadar mutlu olduğumu asla anlatamam..Bu bana çok büyük bir  armağandı..Bu ne müthiş bir armağan ama bir bilseniz..Kovanı temizliyorum ve azcık Arapçam ile bunun 1908  Osmanlı yapımı bir mavzer kovanı olduğunu anlıyorum..Sevincimden etrafta da kimsecikler olmadığından bir  nara attım..Ki sanki  o acı ile yerlere düşen askerlerinkine karıştı bu çığlığım.

 

Ve daha daha diyerek bütün siperleri gezdim..Ve yanıma bu güzel günün bu unutulmaz günün hatırası olarak kalacak , Çanakkale’deki güçleri temsil eden –ki her ülkeden bir parça buldum orda- anılarla ayrıldım Kanlısırt eteklerinden..

 

57.Alay şehitliğine gittik oradan..Ve orada da yüzlerce  kahramanını seyrettim..Onlar için  yapılan çalışmalar düzenlemeler  başta da dediğim gibi tarihe sahip çıkmak adına çok olumlu  çalışmalar..

 

 

 

Onlar o alay ki dünyanın en kahraman alayıdır..Onlar süngüleri ile  makineli tüfekli, toplu, medeniyetin en ucundaki donanıma sahip askerleri durdurmuş  yiğitlerdi..Onlar ki  her biri alnından  öpülesi aslanlardı..Ve şimdi sadece  bekledikleri tek şey dua.. Yürüdükçe aralarında dua ediyoruz..Başka ne  yapabileceğimizi bilmiyoruz.

 

 

 

Ve oradan  Conkbayırı’na geçiyoruz..Şu bayırlara bakınız..Aşağıdan Anzak koyundan  çıkartma yapan Anzaklar bu tepelerde durdurulmuşlardı..Ama durdurulurken de binlerce şehit vermiştik..Alman komutanın yersiz ve anlamsız taarruz emrine  harfiyen uyan Türk askerleri  yar demeden uçurum demeden kendilerini bu tepelerden aşağı attılar..Hiç çekinmediler.Hiç korkmadılar.Sadece emir emirdir dediler..

 

 


Atatürk’ün saatinin şarapnel parçası ile parçalandığı  Gelibolu’nun en yüksek tepesine doğru ilerliyoruz..Burada da yine siperler var..Tarihi dokusunu diğer yerlere göre nispeten daha az kaybetmişler..İçlerinde gezinmek  aşağılara bakmak bana o yılları anımsatıyor..Sanki denizde düşman gemilerini kıyılarda ise çıkartma yapan düşman birliklerini görüyorum..Başımı kaldırdığımda bir merminin bana isabet edeceğinden  korkuyorum adeta..Bir şarapnel parçasının Mustafa Kemal Atatürk’e çarpışını görüyorum..Yere yuvarlanışını.Üstüm diken diken oluyor..Yerimden fırlayıp yanına gitmek istiyorum.Kollarından tutup kaldırmak istiyorum.Bu tepe  ah bu tepe..Daha fazla dayanamıyor bir de düşman gözüyle  seyretmek için bu savaşı sahile iniyoruz..

 

 

 

 

 

Burası  meşhur Anzak koyu..Yıllardır atalarını   içkilerle eğlencelerle onlar gibi burada konaklayarak anan Anzakların  koyuna gidiyorum..Tertemiz bir sahil..Ve sahilden yukarılarda  Türk birlikleri..Ortalıkta bir şey görünmüyor..Ancak siperlerden çıkınca  sanki gökyüzü  asker doluyor..Binlerce mermi yağıyor üstüme..Sağımdan solumdan  nerden geldikleri ne için geldikleri belli olmayan askerler düşüyor  hiçbir zaman kıymetini bilemeyecekleri şu topraklara..Ve daha fazla dayanamıyorum..

 

 

 

Artık akşam oluyor..Bu güzel mekandan bu kutsal mekandan bu tarihten ayrılma zamanı..Vapur yolculuğum o tarihten günümüze dönüş yolculuğu gibi oluyor..

 

 

 

Bir başka gezi yazısında buluşmak üzere hoşca kalın..

Son Güncelleme (Salı, 01 Aralık 2009 14:28)

 

Yorumlar  

 
#1 cevat 2010-05-10 20:21
kardeşimcok güzel kareler yakalamışsın eline gözüne saglık devamını bekleriz allaha emanet ol
 

Yorum ekle