Rasgele Fotoğraflar
Sayaç
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün86
mod_vvisit_counterDün113
mod_vvisit_counterBu Hafta199
mod_vvisit_counterGeçen Hafta590
mod_vvisit_counterBu Ay625
mod_vvisit_counterGeçen Ay2765
mod_vvisit_counterTüm Günler80984
Anasayfa Gezi Notları İlk Tüpgeçit

PostHeaderIcon İlk Tüpgeçit

Dün çok değişik bir gündü..Belki de hiç bir zaman bir günde bu kadar farklı ortamlarda bulunmamıştım..

Özellikle de asırlar öncesinin teknolojisini bu kadar içinden görmemiştim..

Durağan ve yöresi aslında  daha çok defineciler tarafından değil de önde gelen bilim

erbabı tarafından detaylı araştırılmayı hak eden bir ilçe..Biz biz olduğumuz halde dün

yaptığımız gezide bir çok tarihi  eserlere rastladık.Mesela eski rum köyleri gibi..

 

Yine dün ne zamandan kaldığı belli olmayan su arkları gördük..Ve en önemlisi de
kayaların içine oyulmuş ve sonrada kızılırmağın altından geçmiş, belki de tarihin ilk tüp
geçitini gördük..

 

Her şey küçük bir aksilikle başladı.Ziraat mühendisi ve bölgenin en büyük internet sitesi
olan duragan57.com'un kurucusu ve yöneticisi İbrahim IRMAK ile Sofulardaki bolluk
aşından çıkmış Çövedeki bolluk aşına gidiyorduk.Terelek kaya mezarlarına doğru
sapmıştık ki gelen bir telefon İbrahimin küçük kızının kaybolduğunu bildiriyordu.Bu
nedenle geri döndük Duragana.

Ve gelince de küçük kız orataya çıktı..Yani her şey yolunda idi.Ama Çöve bolluk aşı törenini kaçırmıştık..Onun için bugünü Durağan Barajı sahasına bir gezi yapmakla değerlendirelim dedik..

 

Hava gayet güzel ve hatta sıcaktı.Beybükü'nü geçip güneye doğru kanyona doğru
ilerlediğimizde baraj inşaatının başladığını gördük.Daha doğrusu başlamak için hazırlık yapılıyordu.İnşaatta çalışacak araçlar için garaj yapılıyordu..Bölge her an yasaklı
olabilirdi. Yani bu gezimizde çekeceğimiz fotoğraflar belki de yörenin son fotoğrafları idi.

 

 

Bu kanyonlar çok yüksek.Nerden baksan 150-200 metreyi rahat bulur. Bu yüksek
kanyonların dipinden Kızılırmak boyunca ilerledik.İlerde tüneller vardı..Bu tüneller baraj
inşaatı için malzeme taşayacak araçların geçmesi için inşaa edilmiş.Biz ilk tünelden sonra
ikincisine geldiğimizde sağdakin e giriyoruz.Bu tünel koca kayanın içinde yukarı taşıyor
bizi.1 km ye yakın uzunlukta.Ve vardığı yer baraj inşaatının yapılacağı ve barajın en üst
seviyesi olan yer.Buraya geldiğinizde tam karşıda da aynı tür tünelin ucunu görmeniz mümkün.Yükseklik çok ürkütücü..Kıyıya fazla yanaşamıyorum..Bir kaç fotoğraf çekiyorum

 

 

Geri dönüyoruz.. Geldiğimiz tünelden geri dönüp güneye doğru ilrlemeye devam
ediyoruz..İlerde Kızılırmak üzerinde bir köprüden karşıya geçiyoruz..Amacımız az önce
çıkmış olduğumuz ve ordan gördüğümüz tünelin bu tarafdakinin ucuna çıkmak..Yoldan
ilerliyoruz..Ve tüneller görüyoruz..Kızılırmak inşaat esnasında çalışmaları aksatmaması
için bu tünellerden akacakmış..Burası çok güzel kompozisyonların üretileceği bir
yerdi..Biz de elimizden geldiğince fotoğraf çekiyoruz..


Sonra da tünelin ucuna çıkıyoruz..Burada müthiş bir manzara vardı.Aşağı bakmak
ürkütücüydü.Özellikle de benim gibi yükseklik fobisi olanlar için..Ama buradan
çekeceğimiz bu fotoğraflar buradan çekeceğimiz son fotoğraflardı.Bunun bilinci içerisinde
dişimizi sıktık  ve  çekebildiğimiz kadar  fotoğraf çektik.

 

 

Buradan inip gectiğimiz köprünün karşı tarafına geçtik.İşte burada belki de tarihin ilk tüpgeçitini gördük. Yaklaşık 100 metre yüksekliğindeki

tamamen sarp kayalıkların içine yukarıdan aşağıya doğru  köstepeklerin açtıkları yollar gibi kayaların içi oyulmuş ve yollar yapılmış..

 

Bu tüp yol yukarıdan aşağıya iniyor ve ve Kızılırmağın tam altından karşıya geçiyor..Ne
yazık baraj inşaatı nedeniyle bu geçitin ağzı kapanmış..Ancak nehrin her iki yanında bu
tüp geçitin giriş ve çıkışını görmek mümkün..Bu inanılmaz bir teknoloji isteyen tarihi bir
eserdi..

 

Tüp yollar kayalıkların içinde sağa sola ve bazen de dik aşağı olacak şekilde ilerliyordu.Onun için buralara merdivenler

yapılmıştı.Tüp yolların yüksekliği ise en fazla 1,5 metre idi.Bir insan ancak eğilerek gezebiliyordu bunların içinde.

 

Olaya daha geniş bir gözle baktığımızda buraların çok eski bir yerleşim yeri olduğu, bu tüp yolların da burada yaşayanların

düşmanlarından saklanma, kaçma ve su ihtiyaçlarını kimselere görünmeden karşılama amacı ile yaptıkları ortaya çıkıyordu..

Ama ne yazık bu tarih çok yakında sular altında kalacak.Buralar bir daha asla görüntülenemeyecek..Onun için bu fotoğrafların

hepsi tarihin belgesi..

 

 

Buradan ayrılıp Güngören köyüne doğru gidiyoruz..Yolun heme kıyısında büyük bir dut ağacı kıyısında duruyoruz.Bir çeşme
görüyoruz..Ellerimizi yüzümüzü yıkayıp suyun geldiğ arkı yukarı doğru takip edince ilginç bir eseri daha görüyoruz çalılıkların
içinde. Aşağıda fotoğrafını da gördüğünüz bu yapı Romalılar döneminden kala bir su yolu.Ne yazık definecilerin istilasından bu
da nasibini almış..Ayakta sadece bu son kısmı kalmış.Ancak kışın yani yaprakların olmadığı bir zamanda tekrar buraya gelmek
gerek.O zaman bu arkın diğer kısımlarını da keşfetme imkanı olur diye düşünüyorum.

 

 

Buradan ayrılıp Güngören köyünde geçiyoruz..Onlarca para harcanarak yapılmış evler
bomboş..Tuğlalalrı kırılmış döküşlmüş adeta dalan edilmiş..Her halde 80-90 hanelik
köyde ancak 10 hane kalmıştır.Göç Durağanın en büyük dertlerinden biri..

 

 

 

Güngörenden Olukbaşı köyüne doğru ilerken sola sapıyoruz.Girdiğimiz yol bizi Sarıyar
mesire yerine götürüyor.Civar köylerin bolluk aşı gibi şenliklerini yaptıkları bu yer nefis
bir doğa harikası..Suyu yemyeşil çimenleri ağaçları ve elinizi uzatsanız tutacağınız
gökyüzüne yakınlığı ile harika bir yer.

Ancak burada bizim dikkatimizi çeken ve daha sonra köylülere de teyit ettirdiğimiz ; buranın çok eski bir Rum köyü olduğu..
Köylülerin dediğine göre orman içlerinde ev kalıntıları varmış.Ki bu dağın başında meyve ağaçlarının olması da bunun apaçık
işareti idi. Buraya da kışın yaprakların olmadığı bir zamanda gelmek gerek..Ve bir de buradan harika gün batımı fotoları çekilir.
Onun için burayı notlarım arasına alıyorum.

Ayrıca burdan Durağını yaklaşık 10-12 köyünü de bir çırpıda görebiliyorsunuz.Bu da çok ilginç.. Yani gayet hakim bir tepe.
Ve dağ turizmi için yalnızlıkla hoş vakit geçirebilecekler için muazzam bir yer..Herkese tavsiye ederim.

 

 

Buradan inip Durağana geldik.Ancak akşam güneşinde Erduasındaki gelincik tarlalarını fotoğraflamak için tekrar gezimizin ilk
başladığı Beybüküne doğru gidiyoruz..Oradan Erduası köyüne geçiyoruz..İnanılmaz güzelikte olan gelincik tarlalarına varıyoruz.
Burada da bir sürü fotoğraf çekiyoruz..Tek amacımız bu güzellikleri belgelemek.Ve bunu da başardığımızı düşünüyorum..İşte o
fotolardan bir kaç tanesi..

 

 

 

 

 

Bu gezi yazımız da burada bitiyor..Bir diğer gezi yazımızda buluşmak ümiiyle.Lütfen bizi takip ediniz..

 

Son Güncelleme (Pazartesi, 28 Şubat 2011 18:14)

 

Yorum ekle