İlk Tüpgeçit
|
Dün çok değişik bir gündü..Belki de hiç bir zaman bir günde bu kadar farklı ortamlarda bulunmamıştım.. Özellikle de asırlar öncesinin teknolojisini bu kadar içinden görmemiştim.. Durağan ve yöresi aslında daha çok defineciler tarafından değil de önde gelen bilim erbabı tarafından detaylı araştırılmayı hak eden bir ilçe..Biz biz olduğumuz halde dün yaptığımız gezide bir çok tarihi eserlere rastladık.Mesela eski rum köyleri gibi..
Yine dün ne zamandan kaldığı belli olmayan su arkları gördük..Ve en önemlisi de
Her şey küçük bir aksilikle başladı.Ziraat mühendisi ve bölgenin en büyük internet sitesi Ve gelince de küçük kız orataya çıktı..Yani her şey yolunda idi.Ama Çöve bolluk aşı törenini kaçırmıştık..Onun için bugünü Durağan Barajı sahasına bir gezi yapmakla değerlendirelim dedik..
Hava gayet güzel ve hatta sıcaktı.Beybükü'nü geçip güneye doğru kanyona doğru
Bu kanyonlar çok yüksek.Nerden baksan 150-200 metreyi rahat bulur. Bu yüksek
Geri dönüyoruz.. Geldiğimiz tünelden geri dönüp güneye doğru ilrlemeye devam
Buradan inip gectiğimiz köprünün karşı tarafına geçtik.İşte burada belki de tarihin ilk tüpgeçitini gördük. Yaklaşık 100 metre yüksekliğindeki tamamen sarp kayalıkların içine yukarıdan aşağıya doğru köstepeklerin açtıkları yollar gibi kayaların içi oyulmuş ve yollar yapılmış..
Bu tüp yol yukarıdan aşağıya iniyor ve ve Kızılırmağın tam altından karşıya geçiyor..Ne
Tüp yollar kayalıkların içinde sağa sola ve bazen de dik aşağı olacak şekilde ilerliyordu.Onun için buralara merdivenler yapılmıştı.Tüp yolların yüksekliği ise en fazla
Olaya daha geniş bir gözle baktığımızda buraların çok eski bir yerleşim yeri olduğu, bu tüp yolların da burada yaşayanların düşmanlarından saklanma, kaçma ve su ihtiyaçlarını kimselere görünmeden karşılama amacı ile yaptıkları ortaya çıkıyordu..
Buradan ayrılıp Güngören köyüne doğru gidiyoruz..Yolun heme kıyısında büyük bir dut ağacı kıyısında duruyoruz.Bir çeşme görüyoruz..Ellerimizi yüzümüzü yıkayıp suyun geldiğ arkı yukarı doğru takip edince ilginç bir eseri daha görüyoruz çalılıkların içinde. Aşağıda fotoğrafını da gördüğünüz bu yapı Romalılar döneminden kala bir su yolu.Ne yazık definecilerin istilasından bu da nasibini almış..Ayakta sadece bu son kısmı kalmış.Ancak kışın yani yaprakların olmadığı bir zamanda tekrar buraya gelmek gerek.O zaman bu arkın diğer kısımlarını da keşfetme imkanı olur diye düşünüyorum.
Buradan ayrılıp Güngören köyünde geçiyoruz..Onlarca para harcanarak yapılmış evler
Güngörenden Olukbaşı köyüne doğru ilerken sola sapıyoruz.Girdiğimiz yol bizi Sarıyar
Ancak burada bizim dikkatimizi çeken ve daha sonra köylülere de teyit ettirdiğimiz ; buranın çok eski bir Rum köyü olduğu..Köylülerin dediğine göre orman içlerinde ev kalıntıları varmış.Ki bu dağın başında meyve ağaçlarının olması da bunun apaçık işareti idi. Buraya da kışın yaprakların olmadığı bir zamanda gelmek gerek..Ve bir de buradan harika gün batımı fotoları çekilir.Onun için burayı notlarım arasına alıyorum.
Ayrıca burdan Durağını yaklaşık 10-12 köyünü de bir çırpıda görebiliyorsunuz.Bu da çok ilginç.. Yani gayet hakim bir tepe.Ve dağ turizmi için yalnızlıkla hoş vakit geçirebilecekler için muazzam bir yer..Herkese tavsiye ederim.
Buradan inip Durağana geldik.Ancak akşam güneşinde Erduasındaki gelincik tarlalarını fotoğraflamak için tekrar gezimizin ilk başladığı Beybüküne doğru gidiyoruz..Oradan Erduası köyüne geçiyoruz..İnanılmaz güzelikte olan gelincik tarlalarına varıyoruz.Burada da bir sürü fotoğraf çekiyoruz..Tek amacımız bu güzellikleri belgelemek.Ve bunu da başardığımızı düşünüyorum..İşte o fotolardan bir kaç tanesi..
Bu gezi yazımız da burada bitiyor..Bir diğer gezi yazımızda buluşmak ümiiyle.Lütfen bizi takip ediniz.. |
Son Güncelleme (Salı, 01 Aralık 2009 14:23)









































