Rasgele Fotoğraflar
Sayaç
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün98
mod_vvisit_counterDün113
mod_vvisit_counterBu Hafta211
mod_vvisit_counterGeçen Hafta590
mod_vvisit_counterBu Ay637
mod_vvisit_counterGeçen Ay2765
mod_vvisit_counterTüm Günler80996
Anasayfa Gezi Notları Soyuk Ormanlarına Kış Yürüyüşü

PostHeaderIcon Soyuk Ormanlarına Kış Yürüyüşü

“Orda bir köy var uzakta..

 O köy bizim köyümüzdür..

 Gitmesek de görmesek de”  demişti şair  dizelerinde..

 

İşte o köylerden biri..Durağanın bir köşesinde kalmış küçük mü küçük, yalnız mı yalnız bir köy.. Boyalıca.Yassıalan’ ı geçip  yüksek

bir geçit var..Orayı aşınca karşınıza çıkar.Meşhur Soyuk Ormanlarının eşiğinde bir köy Boyalıca..

 

Kar yağmış eteklerine..Yolları buz tutmuş..Saçakları sarkıt sarkıt olmuş.Beyaz örtünün altında dumanı tüten bir hanesi kalmış olsa

da orda bir köy var uzakta..Gitmesek de görmesek de.. Bizler kar nedir bilmesek de bizler buz nedir bilmesek de, bizler üşümeyi 

taa iliklerimize kadar hissetmesek de orda bir köy var uzakta.Karlar altında bir köy..Üşümeyi bilen bir köy..Dumanı tütmeyen

bir köy..Sırtını Soyuk Ormanlarına dayamış bir köy..Durağan’ a  yüksekten bakan ancak ne yazık yüksekliğin verdiği rahatsızlığı en

içten hisseden bir köy..

Okulu harap ve bitap içerisinde..Öğrencisi kalmamış ki..Bayrak direkleri boş.Bayrağı yok.Çünkü öğretmeni yok.Çünkü

öğrencisi yok.Çünkü köyde  yaşayan kimse yok.Yaklaşık 100 haneli köyden oraya gittiğimde o kış ortasında sadece iki evin

dumanı tütüyordu.. İnanamadım..

 

Diğerleri ya  yoktu ya odunları yoktu veyahut ta  üşümüyorlardı.Bu seçeneklerden sadece ilki doğruydu:Köyde kimsecikler yoktu.

Bu kadar açık bu kadar gerçek ve bu kadar acı..

 

Evet bir pazar günüydü.Daha öncelerden birkaç arkadaşın bana serzenişini işittiğim için hafta sonlarındaki gezilerime;  bu kez farklı

bir şey  yapayım diye düşündüm ve  topluca bir  doğa yürüyüşü  yapmak istedim..Sitemize ilan ettik.Hatta  Boyabat Gazetesi

dahi  bizim bu fikrimize önem verip haber yaptı.Ancak ne yazık yürüyüşü  yine ben tek başıma yaptım..

 

Ama duyurumda da dediğim gibi  güzergah son derece  sarp ve tehlikeli idi..Ve artı hava koşulları  hiç uygun değildi..Bu nedenler

den dolayı katılım olmadığını düşündüm. Haklıydılar. Ama ben vazgeçmedim.Amaç  doğa yürüyüşü idi. Arkadaşlarla veya 

tek başıma..Fark eden bir şey yoktu.

 

Pazar günü erken kalkıp hazırlıklarımı  yaparak saat 9:30 da buluşma yerimize geldim..Burada biraz bekledikten sonra

 hareket ettim.Hava  burada gayet iyiydi.Ancak yukarılarda yani Soyuk Ormanlarında durum an be an değişiyordu..Bulutlar bu

güzel yeri bir kapatıp bir açıyordu.Bu mihval üzere   Yassıalan’ ı geçip tırmanışa geçtim.Yolda kar vardı ve yol tek şeritti.Sağım

solum  uçurumdu.Arabamın  yenilediğim tekerlerine  güvenerek boğazı aştım.Şimdi yol   bir yılan gibi kıvrılarak, hafif bir eğim

yapıp  Boyalıca’ ya doğru iniyordu.

 

 

Biraz ilerledikten sonra  Boyalıca köyü göründü..Arabamı kenara çektim.Köye baktım.Evleri vardı Boyalıca’nın.Güzel yapılı.Curcu

nalı hayattan  sakinlik iklimlerine gelecek , bu mutluluğu yaşayacaklar için.Ama dediğim gibi dumanı tütmeyen, yalnızlığın en koyusu

nu kucağına almış,  bebeğini sever gibi  evleri..Onları fotoğraflıyorum..Doğanın  tam ortasındaki hayatların belgeleri idi bunlar.Boyalı

ca köyünün son emareleri belki de. Boyalıca’nın kış manzaraları idi..Ve kim bilir şimdi bu evlerde doğanlar nerelerde idi?.Şimdi kim

bilir onlarda ne kadar   özlem vardır benim yerimde olmaya..Tıpkı benim  kendi doğduğum evi  merak edişim, o topraklara hasr

et duyuşum gibi..

 

Yürüyüş güzergahımız bu köyün sırtına dayandığı dağdı.Yani Soyuk Ormanları.Hava bu noktaya geldiğimde gayet güzeldi.Ancak kar

  diz boyuna çıkmıştı.Zincirsiz ilerlemek mümkün değildi.Zincirlerimi takıp köyün içine kadar geldim.Arabadan indim.Muhabbet ede

cek selam verecek birini aradım..Hey hat ki  hiç kimsecikler yoktu..Etrafımı  sadece iki köpek sardı havlamaları ile.Onlar da  za

ten birazdan sustu.Susan bu köy gibi.Susan bu insanlar gibi..Terk edilen bir hayattın son taşlarıydı onlar..

 

İlerde arabamı yanına götüremeyeceğim bir ev  vardı sadece yaşam belirtisi olan..Bir de hemen yanından geçtiğim  başka

bir ev..Ancak o kadar beklemem rağmen maalesef bir insan göremedim.Ve öylece devam ettim..

Yukarı doğru  yol vardı ancak yoldan il giden benim araba idi izlere bakılırsa. Kar artık iyice  artmış arabamın tekerleri  tamamen

karda kapanır olmuştu. Bu şekilde köyden yaklaşık 1-2 km daha yukarı çıkıp artık arabam ilerleyemeyecek bir yere  geldiğinde  

arabayı bıraktım.Buradan sonrasını ayaklarımla gezecektim.


Zorlu bir yürüyüş bekliyordu beni.İndim yanıma mümkün mertebe  en az  malzemeyi aldım.İşte  bir termos çay, bir üçayak

ve  fotoğraf makinemi..Ama sıkı  giyindiğimden dolayı zaten yeteri kadar ağırlık ta olmuştu üzerimde..Arabamdan inip güzerga

hımı tekrar gözden geçirerek  yürüyüşe başladım..

Yolu vardı buranın.Ancak  gittikçe yolun eğimi artıyor , karı  çoğalıyordu..Yukarda zirve vardı..Buraya daha önce de gittiğim için 

bu kar altında oradan ne kadar güzel fotoğrafların çıkabileceğini tahmin ediyordum.O hevesle yürüdüm.Ancak çok

ağır ilerliyordum.Karda yürümek kolay değildi.Üstelik  yokuş yukarı..Yeniden düzenlenmiş, oturaklar yapılmış  “doğa suyu

piknik”  alanına geldim..Burası  boyu 30-40 metreye varan  kayın, çam , gürgen ve köknar ağaçlarının altında yapılmış, suyu saf,

doğal su olan çok güzel bir dinlenme alanı idi.

Yeni yapılmış oturaklar kışın ağır şartlarından etkilenmesin diye yatay konuma getirilmişti.Ancak buna rağmen görüntü güzeldi..Bir

kaç masanın üstündeki kardan buradaki karın ne kadar olduğunu anlayabiliyordum.Onlara bakıp kulaklarımda yazın buradaki kalaba

lık insan topluluğunun sesleri çınladı.Çocukları düşündüm.Ormanın  temiz havasını soluyan çocukları.O temiz havayı ciğerlerine çe

kip doğaya minnettarlığını bir fidan da o dikip gösteren çocuklarını düşündüm.Ve belki de bu gür ve el değmemiş ormanlar onla

rın  eseri olarak yüzyıllarca Durağanın güzelliğine güzellik katacaktı.

 

Keşke dedim içimden bu muhteşem güzelliği benim gibi canlı, kendi gözleri ile görseydi herkesler..Kim bilir  bu fark ediş  belki de 

bir domino taşı gibi gerisini getirecekti.Ve belki de Durağanın tek kalkınabilme yönü olan turizm,  erimekte olan bir ilçeyi kurtaracaktı..

 

Neyse..Çevreyi geziyorum..Gür ağaçlar ve onların altında oturaklar var.Bir yanda da şırıl şırıl akan su.Kenarları buz tutmuş, cam gibi,

billur bir su.Hayat kaynağı..ve neden biz  başka dağlardan getirilen suyu hem de para karşılığı içiyoruz ki..Yani çıkmaz mı bu dağlard

an da o kadar su.Durağanın  da bir suyu olmaz mı? Bilmiyorum..Düşünüyorum işte gezerken..Bir çıkış yolu ya aramak gayemiz.O

nu arıyorum..


Buradan yukarı doğru devam ediyorum.Bir kulübe..Bu kulübeyi daha önceleri de gömüştüm.Ancak şimdi yanına bir de oturak koy

muş Orman İşletme Müdürlüğü..Ve bu ikili şimdi çok güzel bir ikili oluşturmuştu.Bu yaylalarda, bu ormanlarda  sık sık bu tür  tahta

dan yapılmış kulübelerle karşılaşırsınız..Amaçları  yolda kalanın sığınabileceği başını sokabileceği bir yer olması..İçine girdiğinizde içi

nin dışarıya göre gayet sıcak olduğunu fark edersiniz..Çünkü duvarları iki katman tahtadan oluşur..Bu iki katman arası eğrelti otla

rıyla doldurulur.Bu nedenle içerdeki ısı  pencerelerinde cam dahi olmasa iyi korunur..Ama keşke  camları da olsaydı diyorum

kendi kendime..

Bu küçük kulübenin fotoğraflarını çekerken birden hava kapamaya başladı..Zaten aşağıdan  buraya baktığımda da bulutların

açıp kapadığını görüyordum.Ama şimdi öyle değildi.Çok kalın bir  bulut tabaksıydı bu..Gözümün içine kadar  giriyordu..Yöreyi

iyi bilmeme rağmen  artık gittiğim  istikameti  karıştırmaya başlamıştım.Gidiyordum ancak hiçbir şey görmeden.Sadece

ardımda  bıraktığım izleri yön referansı  alarak gidiyordum.

 

Sis çok etkili gelmişti.Görüş mesafem 5-10 metre idi..Ve her yer kar beyazı idi..Önüme çıkan  setleri dahi fark edemez

olmuştum.Hani kar körlüğü derler ya..Gözlüklerim  klormatikli olduğu halde bile yine bir şey görmez duruma gelmiştim..Bu 

zamanla  artık mide bulantısı da yapmaya başlamıştı.Onun için arada sırada  eldivenleri elimi uzatıyor ve ona bakarak gözümün   siyah

bir şeyler görmesini sağlıyordum.Bu beni rahatlatıyordu..Sanırım kar tutmasıydı bunun adı..

Bu şekilde ilerledim.Bir zamanlar ekilen biçilen  ancak şimdi  tamamen meraya dönmüş  bölgelerlerden geçtim.Geçerken de 

burada ayakta kalmış üç beş ağaç ile fotoğraf çalışmaları yaptım.

 

Artık en zor kısma gelmiştim.Şimdi çıkacağım kısmın eğimi  80 derece idi.Evet tam seksen derece..Ama Allahtan kayalık değildi.

Toprak ve çam ağaçlarının olduğu  dik  bir yamaçtı bu.Karın diz boynu aştığı bu kısımda yukarı doğru ilerlemek tam bir i

şkence idi.Elimdeki ve sırtımdaki ağırlıklar da artık iyice ağırlaşmıştı.

 

Bu dik yamaçta tırmanışa geçtikten on dakika sonra artık ilerleyemeyeceğim  hissine kapıldım..Ve bir  ağacın dibine ken

dimi attım..Üşümemiştim ancak sıcak bir şeyler de içmem gerekiyordu.Onun için orda  bir yarım saat mola verdim..Çay içtim..Bi

raz kendime geldim.İnatla bu geziyi tamamlayacağım dedim kendi kendime ve tırmanışa devam ettim..

 

Çam ağaçları gelinlik giymiş gibiydiler..Üzerlerindeki karın ağırlığı ile üzerinize çullanacak , kollarını açmış  insanlar gibiydiler. Aşağı

daki fotoğraflara bakar mısınız?..Ne kadar da sessiz ve ne kadar da yalnızdılar. Adeta bana bu havada bu  saatte burada ne

işim olduğunu soruyordular.Benimse onlara cevabım sadece selam getirdim oluyordu..

Çıkışımı  yukarı doğru zikzaklar şeklinde yapıyordum.Adımlarımı yan yan atıyordum.Güzergahımı  artık ayaklarım ve  o an ki kararla

rım belirliyordu.Çünkü tamamen yönümü kaybetmiş nereye çıktığımı nereye gittiğimi bilmez  bir şekilde ilerliyordum. Tek amacım

bu yamacı tırmanmak..Tırmanmak ve üstünde  var olduğunu bildiğim kulübelere sığınmak..Çünkü bu 80 derecelik eğim, üzerin

deki karla beni, çok fazla yormuş artı adım atacak takat bırakmamıştı.Mesafeleri kısaltma şansım da yoktu.Çünkü dediğim gibi yoğun

sis tabakası  nedeniyle nerde olduğumu tam olarak bilmiyordum.Tek ümidim  yukarı çıktığımda havanın açması.Ya da en azında bu

sis tabakasının üstüne çıkmış olmak.

Tırmanmaya devam ettim.Nihayet bir saatin sonunda  yamacın üzerine vardım.Ancak sis tabakası aynen burada da  vardı.Bu şart

lar altında yürüyüşe devam etmek  akıllıca değildi. Çünkü fotoğraf çekecek bir  durum yoktu.Yukarıya çıktığımda eğim

den kurtulmuştum ancak daha fazla kar ile karşılaşmıştım..Bu karda ilerlemekte nerdeyse imkansızdı..Yeni dikilmiş çam  ağaçları

nın içinden ilerledim.İlerde kulübeler olmalıydı.Ancak onları bulabilecek bir imkanım da yoktu.Ama içimdeki sesi  dinleyip  de

vam etti.Derken kendimi  bu kulübelerin yanında buldum..

Aşağıda  gördüğüm kulübelerden iki tane vardı burada.Ama bunların ondan farkı iki katlı olmasıydı..Sanırım  bunun nedeni burada

çok fazla kar olması artı alt kısmının hayvan   barınağı olarak kullanılmasıydı.Her neyse .Bu kulübelerden ikisi ayakta diğer tek katlı ola

nın ise çatısı çökmüş bir vaziyete idi.Her halde  karın ağırlığına dayanamamıştı.


Kulübelerden birinin içine girdim.Orada biraz dinlendim.Ben orda dinlenirken birden havanın açtığını gördüm.Pırıl pırıl bir güneş

çıktı karşıma..Bu kaçırılacak bir fırsat değildi.Elimdeki çayı bırakıp  hemen fotoğraf çekmeye başladım..Mükemmel bir  kompozisyon

vardı karşımda.Bu iki kafadar bu güzel kış gününde bana iyi bir hoş geldin  fotoğrafları veriyorlardı..Biz de onlara teşekkür ettik.Hem

bu iyi misafirperverlikleri için hem de bu güzel fotoğrafları için..Sağdan soldan ve her yönden. Ama bu fotoğrafları çekerken  bir

şey dikkatimi çekti ve beni çok üzdü..Kulübelerden birinin yan duvarlarındaki tahtalar  sökülmüş ve yakılmıştı.Ormanın içinde, yaka

cak bir şey bulamamak(!) ve  bu kulübelerin duvarlarını sökerek yakmak..Bu çok üzdü beni ..Ve korkarım ki bunun devamı

da gelecek..Bir çorap söküğü gibi.Sonunda da ortada kulübe  falan kalmayacak..Bence biraz daha  duyarlı olmak lazım..Oysa

o kulübeler orda  çok çok değerliler.Hem doğal hayatın bir unsuru olarak hem de  sığınılacak bir yer olarak.

 

Kulübelerde güzel şartlar altında  fotoğraflar çektim.Yürüyüş amacımın en büyük hedefine ulaşmıştım..Artık yavaş yavaş dö

nüşe geçecektim.Ancak dönüş yolum burada  ilkbaharda ortaya çıkan şelalelerden olacaktı.Bu nedenle bu kulübelerden ayrılıp  ku

zey batıya doğru  devam ettim.İlerlerken yol bilmemekten dolayı bir yan yola saptım..Ancak bu bana çok pahalıya  mal oldu..Saptı

ğım bu yol  hem beni belime kadar kar yığınları için götürdü hem de  her tarafı  diken ve  küçük çalılıklarla kaplı bir  yere..

Orada çok zaman kaybettim.Gerçi birkaç fotoğraf çektim ancak asıl çekebileceğim daha güzelleri varken ben bir iki tanesi ile yetin

mek zorunda kaldım.Üstelik yamacı çıkarken ki yorgunluğun aynısını  yaşadım..Bu  kötü yoldan çıktım çıkmasına ama artık yeni bir

sis tabakası içinde de kalmıştım..Bu tabaka  daha kalın  ve gün de artık bitişe döndüğü için daha koyu idi..Ben  şelaleler yatağı

nın sağından inmeye başladım..

Aşağı iniş yukarı  çıkıştan daha kolay görünüyordu ama hiç de öyle değildi.Nitekim bunu  orda  çok iyi anladım.Bir anlık dikkatsizlik

ve karın kapattığı çalılığa ayağımın takılması  nedeniyle çok  kötü bir şekilde düştüm..Bir takla atıp   kar ve fırtınanın ağırlı

ğına dayanamayarak çökmüş olan bir  çam ağacının dalları arasına girerek durabildim.Çok şanslı olduğum ortada idi.Sol kolumda has

ar vardı.Üzerimdeki  makinem ve diğer edavata  bir şey olmamıştı Allah’tan

Fotoğraf makinem Pentaks k10d yi alırken hep bunları düşünmüştüm.Darbeye , suya çamura ve toza karşı dayanaklı olması.Düşer

ken  yüz üstü düşmüş ve yarım metrelik karın içinde  yuvarlanmıştım.Dalların arasında ayağa kalkıp  baktığımda makinem tama

men çamur ve  kar kaplı idi.Ancak ona rağmen  hiçbir şey olmamıştı ona..Bu  düşüş canon ve nikon gibi çok ünlü makinelerin  ba

şına gelseydi acaba bu kadar  hasarsız olur muydu?..Hiç sanmıyorum..

 

 

Neyse bu macera dolu yürüyüşüm  akşam üzeri saat 16:30 da şelalelerin en aşağısındaki kısma inmemle bitti.Burada  oluşan sar

kıtlar  çok güzel görünüyordu..Ve ilkbaharda  burada çok güzel şelaleler oluşuyordu.İnşallah ilkbahar aylarında  bu bölgeye tek

rar sadece bu şelaleler için geleceğim..

 

Artık güneş batmış..Gün kararmıştı..Arabama vardığımda yürüyecek hal kalmamıştı.Hemen hemen tamamen ıslanmıştım.Ayrıca

bir o kadar da üşümüş.Eve geldikten sadece bir gün sonra  doktora gitmek zorunda kaldım.Ee ne demişler gülü seven dike

nine katlanır..

 

Bir başka gezi yazımızda buluşmak ümidiyle…

Son Güncelleme (Pazartesi, 28 Şubat 2011 19:27)

 

Yorum ekle