Zirve :Dedemin Tepesi
Durağana atandığım günden beri hep merak ettiğim, bir gün oradan acaba aşağılara bakabilecek miyim diye düşündüğüm,
Durağanın çevresindeki en yüksek dağ olan Dedemin Tepesi idi.. Durağanın 20 km doğusunda 1800-2000 rakımlı Terelek
Kayalıklarının hemen üstündeki bu dağ ihtişamı ile beni kendisine çekiyor çekiyor ama bir türlü fırsa bulup da ona gidemi
yordum..Her defasında karşıma çıkan bir sürü engeller nihayet geçtiğimiz pazar bana engel olamadı..

Üşütmüştüm, öksürük de vardı ama zaman olarak yakaladığım en iyi fırsat buydu.Onun için alelacele hazırlıklarımı yapıp
yola koyuldum..Hedef belli.Hedef Dedemin Tepesi..Hava bulutlu.Güneş var ama güneyden sanki yağmur gelecek gibiydi..
Fotoğraf olarak hava müsaitti..Hatta kümülüs bulutları bir fotoğrafçının en sevdiği bulutlardı..Onun için iyi kareler yakalaya
bileceğimi düşünerek nihayet Terelek Kayalıklarına kadar gittim.Araba ile ancak buraya kadar gelebiliyorsunuz zaten.
Buradan yukarıya tabana kuvvet..



Arabadan indim..Yanıma fazla eşya almamam gerekiyordu.Ancak orda karşılaşabileceğim durumları da göz önüne
alarak bazı edevatı da zorunlu olarak aldım..Buna rağmen yüküm baya ağır olmuştu.Üstelik elimde de 2,5 kg luk
üçayak da vardı..Fotoğraf çekmek için bu şarttı..
Hava yukarıda dediğim gibi güzeldi.Ancak müthiş bir lodos vardı.Dedim ya güneyden sanki yağmur geliyor..Doğruydu.
Önce fırtınası vardı.Saat 12:30 dü..Akşama 4 saat vardı.Bu dört saatte yukarıya çıkmak ve inmek..Bu pek mümkün değil
di ancak çıktığım bu yolda yarıda bırakmak ta işten değildi.Yanıma alacağımı aldıktan sonra son kez nereden çıkacağımı
nerelere uğrayacağımı planladım..Zaten buraya her gelişimde bu planı yapardım.Onun için plan sıkıntım olmadı.İş
bunu yerine getirmekti..Çıkacağım 3 tepe vardı.Üçüncü tepe zirveydi.Ve çıkışa ilk tepenin batısından başlamam en
uygunuydu.

Vira bismillah deyip yola koyuldum..Tırmanışa başladım.Bronşlarımın dolu oluşu..Artı spordan uzak kalışımız ilk anlarda
kendini hemen hissettirdi.Bir an kesildim..Oturdum.Ne yapıyorum diye düşündüm..Ama sonra başarma azmi galip geldi
ve ilk tepeye çıkmayı başardım..Burası bile çok yüksek geliyordu insana..Ama daha sonra siz de göreceksiniz ki bu çıktı
ğım yüksekliğin yanında hiçbir şeydi..Arabam aşağıda idi..Ve o bana bir referans oluyordu..Yani ne kadar yükseğe çıktı
ğımın referansı.


Derken ikinci tepeye doğru son derece dikkatli bir şekilde lodostan da korunmak amacıyla batı cephesine doğru tırman
dım..Kayalıklar ağaç kökleriyle parçalanmıştı.Onun için pek sağlam durmuyordu.Ancak ağaçların oluşu da tırmanışımı
kolaylaştırıyordu..İkinci tepeye önce güney cephesinden çıkmaya çalıştım..Burası çok tehlikeli idi..Küçük bir dikkatsizlik
aşağıya yuvarlanmanıza yetebilirdi..Onun için çok çok dikkatli bir şekilde yavaş yavaş ilerledim..


Zirvede ağaç vardı.Hedef oydu.Onun yanına varmam gerekiyordu.Ancak bu güney cephesinden mümkün olmadı.Ağa
ca varmama yaklaşık 3 metre kala geri dönmek zorunda kaldım.Çünkü çıkış yoktu oraya ve zaten lodosun da etkisiyle
dengemi zorla sağlıyordum.Onun için işi riske atmayıp geri döndüm ve bu sefer daha kolay görünen doğu cephesin
den tırmanışa geçtim..Evet burası çok daha rahat ve kolaydı.Ve nihayet o yoldan çıkarak zirveye vardım..Zirvede ayakta
durmak mümkün değildi.Lodos çok şiddetliydi.



Onun için ayağa kalkmadan biraz da yorgunluğumu atmak için oturdum orda..Manzaranın tadını çıkardım..Kızılırmak
aşağıda kocaman bir S çizerek Altınkaya barajına doğru gidiyordu.Durağan henüz tam olarak görülmüyordu ancak
yine de kenar mahalleleri orada idi..Aşağıda ise arabam iyice küçülmüştü.Terelek kaya mezarının bulunduğu kaya
ve az önce çıktığımda ne kadar da yüksek dediğim tepe şimdi ne kadar da küçük kalmıştı..


Burada bir on dakika kadar dinlenip asıl ve son tepeye çıkmak üzere hareket ettim..Ama önce bu tepeden inmem gere
kiyordu..Ama çıktığım yoldan inmemem gerekiyordu.Çünkü inip bu büyük tepenin etrafını dolaşıp tekrar 3.cü tepeye doğ
ru yol almam aşağı yukarı bu bir saatlik kayıp demekti.Onun için zaten çıkış güzergahımda olan kuzey cephesinden in
dim.Bu da hiç kolay olmadı..Oradan inip ayağım toprağa bastığında doğrusu çok sevindim..

Evet önümde artık tek engel 3. ve son tepe vardı.Yani zirve.Güzergahım çam ağalarının içinde kuzey doğu istikametin
de idi.Hem yan hem yukarı çıkan bir yoldu bu..Etrafın çam ağaçları ile kaplı olması, bastığınız yerin de toprak oluşu sevin
dirici idi.En azından düşme tehlikemiz yoktu..Yavaş yavaş ilerledim.Bu pek kolay değildi..Bulduğum bir patika yol vardı.
Onda ilerliyordum.Gözümü zirveden ayırmıyordum.Yönümü kaybedebilirdim.



Ancak bu tırmanış bitmedi.Bitmek bilmedi doğrusu..Her defasında şuradan sonra varırım diyordum ama her defasında
yanılıyordum.Her tarafım çam ağaçları ile de kaplı olduğundan etrafı da göremiyordum..Ne fotoğraf çekebiliyor, ne yolu
bitirebiliyor ne de dizlerimi dinlendirecek bir düzlük bulabiliyordum..Sürekli yaklaşık 70 derecelik bir eğimde hareket
ediyordum.Bu inanılmaz bir işkence idi..Sırtımdaki çantam gittikçe ağırlaşmıştı ..Elimdeki üç ayak ağırlaşmıştı.Boynum
daki fotoğraf makinem ağırlaşmıştı.


Nihayet gür ağaçlardan kurtulduğum ama zirveye de daha çook uzakta olduğum bir yere geldim..Saate baktım..Yaklaşık
2 saattir sürekli tırmanıyormuşum.2 saat..Dile kolay..Buna inanamadım..Güneş batı ufkuna doğru yavaştan yavaşa uzan
mıştı..Ve lodosun getirdiği yağmur bulutları Vezirköprü tarafında yağmurunu boşaltıyordu..Çöve’den daha aşağılara çekil
miş olan Altınkaya Baraj gölünü bu açıdan fotoğraflıyorum.Çünkü bu belki de daha yukarı çıkmadan geri döndüğüm bir
nokta olacaktı.Çünkü ben de yürüyecek hal kalmamıştı.

Zirve ümidim burada bitecek gibiydi.Açlık ta bir yandan iyice güçsüz bırakmıştı beni zaten..Onun için oturdum bir şey
ler yedim.Dinlendim.Biraz olsun kendime geldim..Sonra saate baktım.Bir de zirveye..Yolum çıkışa başladığım andan
beri çok fazla görünmüyordu.Yine öyleydi.Ama saat baya ilerlemişti.Akşama iki saat kalmıştı..Bir karar vermeliydim..Ya
zirveye çıkacak belki de orda karanlık bastıracaktı ki o zaman aşağı inişim çok çok güçleşecekti..Ya da işi riske atma
dan buradan dönecektim..


Ben bu noktada kararımı devam etmekten yana verdim.Belki biraz daha hızlı olursam hem zirve yapar hem de karanlık
olmadan aşağı inebilirdim.Onun için hemen kalktım ve yola devam ettim.Ha yol dedim de yani lafın gelişi.Yol nerde?..
Tamamen ben çiziyordum yolumu.Ve hemen o an..Dediğim gibi artık gür ağaçlar bitmiş tekrar tamamen sarp kayalık
lardan oluşmuş kısma gelmiştim.Lodos da iyice kuvvetlenmişti.Ben bir yandan tuttuğum ama nereye varacağını bilme
diğim tırmanış istikametinin beni zirveye taşıması için dua ediyor bir yandan da geri dönüşün geceye kalması duru
munda nasıl ineceğimi düşünüyordum..






Aşağıda baraj ve müthiş bir uçurum vardı.Yükseklik korkum o an bir depreşse her halde çakılır kalırdım orda.Ama Allah
tan sadece zirveye odaklandım…Ve tırmandım.Bir kaya bir kaya daha .Yolumu otların ve küçük bodur ağaçların olduğu
taraftan yapıyordum ki onlara tutarak tırmanmak kolay oluyordu..Bu fikrim ve içimden ettiğim dualar nihayet gerçek oldu..
Önümde bir insan boyu kadarlık son bir sarp kısım kalmıştı.Oradan kendimi belki sallandırmam gerekiyordu ama bu
riski de almalıydım.Tüm yükümü yukarı atıp tutunacak yerlere sıkıca tuttum ve bedenimi yukarı çektim..Çok şükür başar
mıştım..Evet işte zirvedeydim.



Bu duyguyu anlatmak mümkün değildi..Bundan 5-6 yıl önce bir sinema izlemiştim.Yeni Zelanda’daki dünyanın en zor
çıkılan dağı ile ilgili bir filmdi..Adı şu an aklıma bir türlü gelmemişti..Ve o filmi izlerken bunlar deli midir diye kendime
çok sormuştum..Evet bunlar deli mi?..Tırmanmak zirveye ulaşmak, onlarca tehlikeye göğüs germek de neyin nesiydi.
Bu nasıl bir duyguydu ki..Bunu o zamanlar çok merak etmiş ama filmden de etkilenmiştim..Aslında her zaman içimde
olan keşfetmek arzusu, yeni bir şeyler bulmak arzusu, aslında bir nevi benim hayat anlayışımdı..Felsefemdi..İşte bu
da onlardan biriydi.Yeni yer keşfetmiştim kendimce..Bir çokları için belki burası çok aşikar bir yerdi ancak benim için
yepyeni bir mekandı..Ve belki de buradan ilk fotoğrafları ben çekecektim..


Aslında yapmak istediğim de tam buydu.Yani keşif.Ve çok şükür ki bunu başarmıştım.İnsanın bir hedefinin olması çok
önemli.Eğer o hedef olursa ona ulaşmak için tüm gayretinizi seferber edebilirsiniz..Ve bu gayret sizi başarıya götürür.
Başarı ise bir insanın mutluluğudur..Eğer sizler bir şey başarmazsanız mutlu olamazsınız..Başarmak mutluk mutluluk
ta bu hayatın olması gereken sonucudur..Başarı biliyorum kolay değil.Ki bunu o an bacaklarımdan çok çok iyi hisse
diyordum.Başarmak zor.Sabır istiyor..Hem de öyle sabır ki..Ama sonuçta başarı geldi mi bu çekilenler işte benim de
şurada yazdığım gibi sizin gurur kaynağınız oluverir.Aldığınız ders oluverir.Verebileceğiniz ders olur..Öğretmen olduğu
muz için çocuklara sürekli gayretli olunuz, çalışınız , sabrediniz diye öğüt veririz.Ama bunu yaşamadan yapmak pek
de etkili olmazdı.Yaşadığınızı öğütlemek gerekir..


Neyse işte zirvedeyim..Her yer ayağımın altında.Bulutlara değecek kadar yakınım onlara.Havadaki lodosun etkisiyle çok
değişik görünüm almışlar.Güneş batı ufkuna iyice yaklaşmış ve ondan gelen kızıl ışınlar bulutları türlü renklere boya
mış..Her halde bu tür bulut fotoğrafı başka hiçbir yerde çekilemez diye düşündüm..
Öte yandan batı ufkunda lodosun getirdiği yağmur bulutlarını delip geçen güneş ışınları yeri mızraklar gibi duruyor..İna
nılmaz bir görsel şölen vardı orda da..Arkasında yağmur önünde fırtına ve o noktada müthiş bir görsel şölen..
Tepeye çıkıyorum..Ve kollarımı açıp uçmak istiyorum.Çektiğim onca sıkıntıya rağmen bu zirveye varmak coşkusunu anlat
mak ne mümkün..Durağana doğru bakıyorum..Karakayalıklar müthiş görünüyor.Güneşin açısı tam yerinde..Ve Soyuk
ormanları..her yer benden aşağıda..Ve ben her yeri görebilir bir konumdayım..Yassılandan Olucak’a kadar bir çok yeri…
Pek çok fotoğraf çekiyorum burada..Belki de her çektiğim fotoğraf gibi bir daha hiç çekemeyeceğim fotoğrafları..Ama
eminim ki bu güzel tepenin sadece bu manzara yoktu..Bir ilkbahar sabahında Gökırmak vadisinin bulut denizi altın
da olduğu o sabah saatleri kim bilirsin buradan nasıl görünür..Onun için nasip olursa mayıs ayında burada sabah
lamayı düşünüyorum..Ve o müthiş görsel şölen için şimdiden heyecanlanıyorum..





Evet artık ayrılma vaktim geldi..güneş başını ufka çoktan dayamıştı..önümde çok zorlu engeller vardı..bu engellere bir
de günün kararması eklenmek üzere idi..Zirveye çıkarken karşılaştığım yaklaşık 50 metrelik sarp yüksekliği gün ışığı
olmadan mümkün değildi inmek..ve o gün ışığı da yaklaşık 30 dakka içinde kaybolacaktı.


Elimi çabuk tuttum..Çıktığım güzergahı bulacak kadar zamanım yoktu.yeniden hiç bilmediğim ama inebileceğim gü
zergahı belirlemem için sadece o anım vardı.Düşünecek arayacak hiç zamanım yoktu.Ve bir yere geldim.Aşağıya bak
tım inmek mümkün değil gibiydi.Bir iki tutunacak yer vardı.Ama riskliydi işte.Başka yer dedim ama sağa solla baktım
öyle yer yoktu.Yani ineceğim tek yer uraydı.Sırtımdaki çantayı çıkardım ve üç ayağın ucuna takarak aşağıya saldım.An
cak bıraktığımda çantam yuvarlanmaya başladı.Sonra bir dala takılıp durdu ama içinden bu sefer telezum objektifim
düştü ve yuvarlanmaya başladı.Yapacağım hiçbir şey yoktu.Duadan başka..550 YTL’ lik bir objektifti giden ama çok
şükür ki uçurumdan aşağı düşmeden bir kayaya takılarak o da durdu.Öyle sevindim ki..
Ve nihayet o riskli yerden ben inmeye başladım..En küçük bir dikkatsizlik çok büyük sonuçlara yol açabilirdi..Sırtımı
tamamen kayalara yapıştırıp santim santim ilerledim.Önce çantama sonra da uçurumun 50 cm uzağındaki objek
tifime ulaştım..Ve onlar elimdeyken yine sırt üstü sağ tarafa doğru sürüne sürüne o riskli bölgeden uzaklaşmış ol
dum..Evet artık en zor bölümü geçmiştim.Ancak o bahsettiğim 50 metrenin daha yarısında idim..Ve güneş de bat
mıştı.Gün kararmamıştı ama güneş batmıştı.O şekilde geri kalan 25 metrelik kısmı da son derece dikkatli bir şe
kilde inmeyi başardım..



Aşağı indiğimde derin bir oh çektim..Ve geri dönüp o indiğim yerin fotoğrafını çektim..Bundan sonrası o ağaçların ara
sından 2 saatte çıktığım kısmı inmekti..Riski yoktu ama karanlık çökmüştü.Önümü ancak görebiliyordum.İnmeye baş
ladım..İndikçe aslında inmenin de çıkmak kadar zor olduğunu anladım..Biraz karanlığın etkisiyle ancak ağaç dalları
na tutunarak hızımı kesebiliyor yuvarlanmaktan ancak kendimi kurtarabiliyordum..Fren yapa yapa bacaklarımı da hal kal
mamıştı.Ve ne yazık o 2 saate çıktığım kısmı da ancak bir saatte inebildim..Artık her yer tamam en kararmış saat 17:30
olmuştu.Çıkarken uğradığım ikinci tepenin yanından geçerken lodosun etkisiyle gökyüzündeki bulutların o ihtişamlı,
ürkütücü ve inanılmaz güzellikteki fotoğrafını çekiyorum..Ve bu fotoğraflar bu çok tehlikeli ve çok eğlenceli gezimin
son fotoğrafları oluyor…

Aşağıya arabamın yanına vardığımda kan ter ama büyük bir huzur içerisinde termosumdan çay içiyorum.Yorgunluk öy
le fazlaydı ki..Bir daha asla diyordum.Bir daha asla böyle bir şey yapmayacağım… Ama bu sözlerimde ne kadar dura
cağımı şimdi düşünüyordum da..Bu sanırım çok uzun sürmeyecek gibi..içimizdeki heyecan orada durduğu sürece biz
deki bu macera dolu geziler devam eder..Bu bir gerçek..
Bu gezi yazımızda bu yazıları okuyarak,bizim heyecanımızı bizimle paylaşan herkese çok teşekkür eder çok bildik bir ifa
de ile “bizi takip etmeye devam ediniz” diyorum..
Son Güncelleme (Pazartesi, 28 Şubat 2011 19:02)












