Rasgele Fotoğraflar
Sayaç
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün98
mod_vvisit_counterDün113
mod_vvisit_counterBu Hafta211
mod_vvisit_counterGeçen Hafta590
mod_vvisit_counterBu Ay637
mod_vvisit_counterGeçen Ay2765
mod_vvisit_counterTüm Günler80996
Anasayfa Gezi Notları Erfelek:Tatlıca Şelaleri

PostHeaderIcon Erfelek:Tatlıca Şelaleri

Sinop’ta olup da Erfelek Tatlıca şelalelerine gitmemek olur mu hiç? El değmemiş bakir doğasıyla  Karadeniz’in incisi olan Sinop merkezden 20 km  uzaklıkta olan Erfelek şelaleleri hayatım boyunca gördüğüm en güzel doğal oluşumlardandı.Bunu  ancak ve ancak oraya gidip  o sularda ıslanarak  anlayabildim..

 

Evet dediğim gibi bu şelaleler   ki asıl adı Tatlıca şelaleleridir Erfelek’in  yaklaşık 5-6 km   güney batısındadır..Merkezden buraya  45 dakika da varabilirsiniz..

 

 

 

 

 

 Ben  oraya yine her zamanki gibi  rehberim olmadan  bir kaşifçi  ruhuna has olarak tek başıma ve hazırlıksız gittim..Önce Erfelek’e geldim.Orada  yolunu sordum ondan sonrası ise bana kaldı..Önce belli bir yere kadar asfalt bir yoldan gidiyorsunuz..Sonra karşınıza bir gölet çıkıyor..Ben o göledin  sağından gittim..Zannederim solundan da gidilebiliyor..Ama bu yol tamamen stabilizeydi..Hava güzel, fotoğrafik amaçlara uygundu.Tek sıkıntı elimdeki makine..Maalesef  canon s2 vardı yanımda..Ama önemli değil diyip  içine girdiğim yoldan devam ettim..

 

 

 

Ve derken  nihayet  yolun sonuna vardım.Ama etrafta şelale melale yoktu.Arabamdan inip  dere yatağı boyunca yaklaşık 1-2 km kadar yukarı doğru ilerledim ancak  şelale namına bir şey göremedim..Buna çok üzülmüştüm.Keşke yanımda bilen biri olsaydı diye düşünürken  arabamı bıraktığım kısımdan bu sefer aşağıya  doğru yani gölede doğru  öylesine yürüdüm.Irmağın üzerinde odundan yapılmış bir köprü vardı.Onu fotoğraflayıp karşıya geçtim..

 

 

 

 

 

Geniş düz bir alan, alan da gür çınar ağaçları ve altlarında dinleme  tesisi amacıyla yapılmış odundan evler..Manzara müthişti ancak kasım ayları olduğu için  boştu.Etrafta kimsecikler yoktu ve işin kötü tarafı halen daha şelaleleri bulamamıştım..

 

Ancak bu güzel yapıların fotoğrafını çekerken  hemen sol taraftan gelen su sesi  ve eğilerek bakıp gördüğüm şelale dikkatimi çekti..Hemen o  tarafa yöneliyorum..Ve işte karşımda Tatlıca şelalelerinin sonuncusu duruyordu.Nihayet bulmuştum şelaleleri..

 

 

 

 

 

Ama ben yine de burası başka bir yer diyerek  şelalenin sol tarafındaki patika yoldan üste çıkıyorum.Amacım bari şuradan birkaç fotoğraf alıp dönmek.Ama oraya çıkınca  şelalelerin buradan itibaren yukarı doğru olduğunu anladım.Buna çok sevindim.O kadar yol kat edip eli boş dönmek vardı.Allahtan tesadüfen de olsa şelaleleri bulmuştum.Böylece  tırmanışım başladı..

 

Gerçi bunun da çok büyük bir hata olduğunu  sonradan anladım ama  ırmağa girip de kenarlara çıkmak çok  güç olduğu için devam etmek zorunda kaldım.

 

 

 

 

İlerledikçe  hayatımda gördüğüm en güzel eserlerle karşılaştım..Şelalelerin suyu azdı diğer zamanlara göre.Ama buna rağmen ıslanmaktan yine de kurtulamadım.Ve birkaç defa da  taşların üzerini kaplayan  yosunlardan kayarak düştüm..Aslında bu çok tehlikeli bir düşütü.Yarım saat yerimden kalkamadım.Allahtan küçükken bolca mısır ekmeği yemiştim.Büyüklerimiz öyle söylerlerdi.Mısır ekmeği yiyenin kemikleri sağlam olur diye..Her halde bundan olsa gerek  bir tarafım kırılmadı ama beni çok kötü acılar içinde de bıraktı.Onun için buraya gelen arkadaşlar aman çok dikkatli olun.Ya da en azından  şelaleleri kenardan çekin.Dere yatağından değil.

 

 

 

 

 

 

 

İlerliyorum..Bir yanda şırıl şırıl akan su, bir tarafta sonbaharın o doyumsuz renkleri..Yapraklar yeşil yosunların üzerinde  çok güzel bir uyum içerisindeydi.Onları fotoğraflarken ne yanı çekeceğimi bile şaşırdım.Gün kısa olduğu için biraz da özensiz   hızlı çekimler yapıyorum..Ayaklığı kuracak zamanı  bu nadide  doğal oluşumun parçalarını belgelemeye ayırıyorum.

 

Yukarı doğru çıktıkça daha  güzel, daha yüksek şelaleler görüyorum.Ve  ilerleyişimi  ırmak yatağından yaptığım için  tırmanmak güçleşiyor.Zaman zaman ırmak yatağından ayrılıp yüksek  şelalelerin üstüne çevreyi dolaşarak geçmek zorunda kalıyorum.Ve oraya çıkınca aslında  daha başka manzaralar daha güzel manzaralar ile karşılaşıyorum.

 

 

 

 

 

 

 

 

Buralarda ağaç olarak kayın gürgen gibi geniş yapraklı ağaçlar var.Zaten şelalelerin güzelliğine güzellik  katanda onların kızıla dönmüş yapraklarıydı.Ağaçlar devasa büyüklükte.Zaman zaman  çürüyerek ırmak yatağına düşmüş yuvarlanmış kütüklerle karşılaşıyorum.Bu tür unsurlar fotoğrafçı bir göze farklı kompozisyonlar sunuyor.Biz de bunu elimizden geldiğince değerlendirmeye çalışıyoruz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 Nihayet sonunu buldum diyeceğimi bekliyorsunuz ancak bulamadım.Tam 23 şelale  gördüm.Ancak burada 27 şelale olduğu söyleniyordu.Ancak ben onların tümünü göremedim.Vakit kalmıştı.İki saatlik bir gezi yapmıştım.Ve korkum bunun  bu dönüşün de iki saat olmasıydı.Onun için bu borcum olsun deyip 23 cü şelaleden sonra geri dönüyorum.

 

 

 

 

 

Dönüşü dere yatağından yapmıyorum ama..Sağ kıyıya çıkıyorum.burada meğer patika yol varmış.Tatlıca şelalelerine gelenler şelaleleri bu patika yoldan geziyorlarmış.Yani anlayacağınız ben yine değişik bir yoldan yapmıştım bu gezimi .Değişik ve  bence bir fotoğrafçının yapması gereken yoldan yani.

 

Evet o yan patika yoldan sonbahar ağaçlarının altından  ilerliyorum.İlerde  küçük bir çay bahçesi görüyorum.Tabi kapalı.Kerpiçten yapılma bir yer burası.Dışarıda derme çatma bir masa ama yan taraftan  gelen şelalelerin  doyumsuz  manzarası, musiki tadında sesi ile  insana  rahatlık veren muazzam bir yerdi.

 

 

 

 Ve inişe devam ederken bu şelalelerin adeta küçük bir kolu olan  batı tarafında ayrı bir  ırmak olduğunu görüyorum.Suyu kurumuş gayet  küçük bir ırmaktı burası.Ve buranın  üstünde de bir değirmen vardı.Yıllara sırtını dayamış bir değirmen.Bu ıssız ormanın tam ortasında kalmış bir değirmen.Artık  yolcusu bizler olmuş bir değirmen.Un öğütülmeyen, eşeklerin uğramaz olduğu bir değirmen.İçinden birkaç çekim yapıyorum.Hepsi bir belge benim için.Ve hepsi bu yerlerden bana kalan bir hatıra..Zamanla yarışıyorum.Ve ayrılıyorum oradan.

 

 

 

 

Aşağıya inişim  gayet hızlı oluyor.Ormanın içinde günün bittiğini zannediyorum.Aşağıya inince halen daha zamanınım olduğunu fark ettim.Saat kullanmamamın bazen zararı da olmuyor değilmiş yani.Ve buna aslında  çok ta üzülmüyorum.Çünkü aklımda kalan görmediğim dört şelale bu tatlıca şelalelerine benim bir kez daha gelmem için bir sebep oluyor.Ve bu gezimi başladığım noktadaki dinlenme evinin  fotoğraflar ile son veriyorum..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir başka gezide buluşmak ümidiyle..

Son Güncelleme (Salı, 01 Aralık 2009 14:35)

 

Yorum ekle