Buzlukta Sabah:Çiğdemler
Sonbahara girdiğimiz şu günlerde ne zamandır aklımda olup bir türlü yerine getiremediğim bir projem vardı..Bir sabah Buzluk
Yaylasında olmak..Güneşin doğuşunu, doğanın uyanışını orda karşılamak.Durağanı örten sis tabakasının güneşle yükselişini
görmek..Ve üstelik sonbahara has renklerin oluştuğu bir zamanda bu çok güzel olabilirdi..
Bu vesile ile bir hafta sonu sabahı çok erken kalktım..Etraf karanlıktı daha..Sabah ezanı bile daha okunmamıştı.Bu şekilde
hazırlıklarımı yaparak Buzluk Yaylasına çıkmak için yola koyuldum..
Yaklaşık 30 dakikada oraya vardım..Bir yürüyüş güzergahı olarak belirlemek istesem ilk önce gidilmesi gereken yer olarak
gördüğüm Buzluk yaylasının batı yakasındaki çam ağaçları ardındaki iki yayla evinin yanına gittim..Artık gün ağarmaya
başlamıştı.Doğudan yükselen ışık tüm yeryüzünü aydınlatmaya başlamıştı.


Aşağıda Durağan ve Gökırmak Havzası yoğun sis tabakası altındaydı.Aşağılar adeta denize dönüvermişti..Yer yer adalar vardı
bu tabakanın içinde.çevrenin en yüksek ikinci yeri olarak Buzluk Yaylasından Vezirköprü Boyabat Saraydüzü gibi çevre ilçelerin
dağları da görülebiliyordu.Her taraf derin bir seslik içinde ve ağırdan ağırdan başlayan bir uyanış içindeydi..
Yavaş yavaş yükselen güneşin ilk ışıkları Durağan ve çevresine değdiğinde doğada müthiş bir hareketlilikte başlamış oldu.
Önce sis tabakasının yukarı doğru hava koridorlarından yükselişini yani bir nevi yukarı doğru akan nehirler oluşturduğunu
gördüm..Aşağıdaki durgun denizde bir çalkalanma başlamıştı yani..


Derken bu ilk ışıkların vurduğu yayla evlerinin doğu cephelerinde sımsıcak bir ışık beni cezb ediyor..Onu fotoğraflıyorum
Gür çam ağaçlarının dallarından süzülen güneşin ilk ışıkları insanın doğaya olan aşkını belgeler gibi.Yıllarını bu dağlarda geçirmiş
efsaneler gibi duran ağaçlar ve altlarında insanoğlunun daha doğrusu Durağanlının yayla evleri bir fotoğrafsever için çok
anlamlar taşıyor.tepeleri mesken tutmuş bir zamanların şaşalı hayatları şimdi yapayalnız..Hüzün dolu.Direkleri eğilmiş yayla
köşkleri, çatıları çetin kış şartlarına dayanamamış yayla evleri şimdi kaderlerine terk edilmiş yaslı mı yaslı, gözleri kan çanağına
dönmüş gibi bakıyordular bana..




Bir yandan fotoğraf çekiyorum bir yandan güneşin doğayı canlandırışını seyrediyorum..Buzluk Mağarası tarafına doğru
yürüyorum.İlerde köpek havlamaları duyuyorum..Sonra çam ağaçlarının altında dumanı yeni yeni tütmekte olan bir
başka yayla evi..Köpekler beni uyarıyor havlamaları ile ancak birazdan benim bir düşman olmadığımı anlayıp susuyorlar.
Kendilerine yaklaşmama imkan veriyorlar..Sabahın ilk ışıklarıyla kalkar burada kalmış birkaç yaylacı..Tüten bu dumanlar bu
dağların halen daha yalnız olmadığını gösteriyor..

Devam ediyorum..Buzluğun çok ender rastlanabilen fotoğrafik değeri çok fazla olan bölgeleri vardır.Buraya gide gele
artık buraları ezberlediğim için o bildiğim mekana gidiyorum.Sonbaharın en güzel fotoğrafı burada çekilir..Evet işte aşağıdaki
yerde..Biz ancak bu kadar çekiyoruz..Ama sarı kızıl yapraklar arasında yosun bağlamış kayalıklar ile enfes kompozisyonlar
görebiliyor insan..

Buzluğa gelip de mutlaka herkesin uğradığı uğraması gerektiği yerlerden biri de Buzluk orman yangını gözetleme kulesinin
kuzeyidir..Bu bölge özellikle sonbaharda inanılmaz güzelliktedir.Aşağıya geçen sonbahar çektiğim bir aç fotoyu koyuyorum.
Şimdi yoktu orda bu manzara.Çünkü henüz erken.İşte bu güzel yollardan geçip anıt ağaçların olduğu yere geliyorum..


Güneş artık iyice yükselmiş..Saat 8:30 olmuş..Şansıma çok sıcak ve sessizdi buralar..İlerde güneşin aydınlattığı bölgede bir
oturak sanki beni bekliyordu..Huzura buyurun dercesine yalnız Yalnız ama misafirperver bir şekilde beni davet etti yanına..Bu
oturakta işte kaç yıldır hayalini kurduğum sabah kahvaltısını yapıyorum..Sımsıcak bir güneş, tertemiz bir hava ve bütün şaşaalı
karmakarışık hayatlardan uzak huzur dolu bir ortam..Şükretmek gerekiyor..Buralar değerlendirilmesi gerekiyor..Turizm açısından
bu bölge mutlaka canlandırılmalı..Buraya yürüyüş parkuru yapılmalı.Doğal ortamın bozulmaması için öncelikle buradaki nebatat
kayıt altına alınması gerekiyor..Geç kalmadan ve hemen..




Bu güzel saatlerin ardından günün ağarmasıyla yapraklarını açan çiğdemlere dönüyorum..Her biri bir şaheser.Her biri tüm
duyguların güzelliklerin esamesi.Her biri bin dünyaya bedel..Çiğ taneleri arsında yükselen bu kardelenler her tarafta öylesine
çok ki..Bir şair şiir yamak için buraya gelmeli..Bir ressam resim yapmak için bu çiğdemlere bakmalı..Bir yazar roman yazmak
için bu çiğdemlerin arasında oturmalı.:Ve bir fotoğrafçı fotoğraf çekmek için bu güzel çiğdemlerin çiğ taneleri ile süslenmiş
yem yeşil çimenler arasından dirilişini görmeli .




Şiir gibi duruyordular.Çocukların tertemiz hayalleri gibi..Dünyaya gözlerini yeni açan bir bebeğin umutları gibi.Darlıktan
bunalan bir garibanın mutluluk diyarlarına hasreti gibiydiler..Aralarına beni de aldıkları için seviniyorum..Islanıyorum nem
ile ama aldırmıyorum..Ters ışıkta güneşin o narin yapraklarından süzülüşünü fotoğraflıyorum.Eflatuni renklerin her çeşidini
görüyorum.ışığı sağınıza aldığınızda koyulaşan tonlar bir başka, arkanıza aldığınızda daha bir başka oluveriyor.Burada bin bir
çiğdem ve bir o kadar da aynı rengin tonları var..










Ve derken bu güzelliklere kendini kaptırmış artık kış uykusuna yatmanın zamanı geldiğini bilen bir arı çıkıyor ortaya..O
çiğdem senin bu çiğdem benim hızlı hızlı koşuşturuyor.Onun acelesi var.Ona yaklaşmak mümkün değil.Ancak birkaç
fotoğrafını alabiliyorum.Üzerine topladığı polenler ona bu yılın belki de son hediyesi.Onları bir an önce bala dönüştürmeli..
Onun için acelesi var..Benim de..Canlanışın her anını yakalamalıyım..Gözetleme kulesindeki bekçinin uyanışını,, dallardaki ağaç
kakanların uyanışını, çiğdemlerin uyanışını ve Durağanın uyanışını çekmem gerek...Koşuşturma nihayet bu güzel çiğdemleri
fotoğraflamak ile bitiyor..





İşte bir güzel güne daha başlamanın en güzel yolu..Önce Buzlukta kısa bir safari yapın.Sonra da kahvaltınızı bu güzel yerde
yapınız..Gelin bir gün bir değişiklik yapın..Belki bu hayatınızın ne kadar daha anlamlı olduğunu gösterecek küçük bir ders olur
size.
Son Güncelleme (Salı, 01 Aralık 2009 14:34)













