Rasgele Fotoğraflar
Sayaç
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün17
mod_vvisit_counterDün103
mod_vvisit_counterBu Hafta330
mod_vvisit_counterGeçen Hafta800
mod_vvisit_counterBu Ay906
mod_vvisit_counterGeçen Ay4226
mod_vvisit_counterTüm Günler27926
Anasayfa Gezi Notları Buzlukta Sabah:Çiğdemler

PostHeaderIcon Buzlukta Sabah:Çiğdemler

Sonbahara girdiğimiz şu günlerde  ne zamandır aklımda olup bir türlü yerine getiremediğim bir projem vardı..Bir sabah Buzluk

Yaylasında olmak..Güneşin doğuşunu, doğanın uyanışını orda  karşılamak.Durağanı örten  sis tabakasının güneşle yükselişini

görmek..Ve üstelik  sonbahara has renklerin oluştuğu bir zamanda bu çok güzel olabilirdi..

 

 

Bu vesile ile  bir hafta sonu sabahı çok erken kalktım..Etraf karanlıktı daha..Sabah ezanı bile daha okunmamıştı.Bu şekilde

hazırlıklarımı yaparak   Buzluk Yaylasına çıkmak için yola koyuldum..

 

 

 

Yaklaşık  30 dakikada oraya vardım..Bir yürüyüş  güzergahı olarak belirlemek istesem ilk önce gidilmesi gereken yer olarak

gördüğüm  Buzluk yaylasının batı yakasındaki  çam ağaçları  ardındaki iki yayla evinin yanına  gittim..Artık  gün ağarmaya

başlamıştı.Doğudan yükselen ışık  tüm  yeryüzünü aydınlatmaya başlamıştı.

 

 


 

 

 

 

Aşağıda Durağan ve Gökırmak Havzası yoğun sis tabakası altındaydı.Aşağılar adeta denize dönüvermişti..Yer yer adalar vardı 

bu tabakanın içinde.çevrenin en yüksek ikinci yeri olarak Buzluk Yaylasından  Vezirköprü Boyabat Saraydüzü gibi çevre ilçelerin

dağları da görülebiliyordu.Her taraf  derin bir seslik içinde ve ağırdan ağırdan başlayan bir uyanış içindeydi..

 

Yavaş yavaş yükselen  güneşin ilk ışıkları  Durağan ve çevresine değdiğinde doğada müthiş bir hareketlilikte başlamış oldu.

Önce sis tabakasının   yukarı doğru  hava koridorlarından yükselişini yani bir nevi  yukarı doğru akan nehirler oluşturduğunu

gördüm..Aşağıdaki durgun denizde bir çalkalanma başlamıştı yani..

 

 

 

 

Derken bu ilk ışıkların  vurduğu yayla evlerinin doğu  cephelerinde sımsıcak bir  ışık beni cezb ediyor..Onu  fotoğraflıyorum

Gür çam ağaçlarının  dallarından süzülen güneşin ilk ışıkları  insanın doğaya olan aşkını belgeler gibi.Yıllarını bu dağlarda geçirmiş

efsaneler gibi duran ağaçlar ve altlarında insanoğlunun  daha doğrusu Durağanlının  yayla evleri bir fotoğrafsever için çok

anlamlar taşıyor.tepeleri mesken  tutmuş  bir zamanların şaşalı hayatları şimdi yapayalnız..Hüzün dolu.Direkleri  eğilmiş  yayla

köşkleri, çatıları çetin kış şartlarına  dayanamamış yayla evleri şimdi kaderlerine terk edilmiş  yaslı mı yaslı, gözleri  kan çanağına

dönmüş gibi bakıyordular bana..

 







 

Bir yandan fotoğraf çekiyorum bir yandan  güneşin doğayı canlandırışını seyrediyorum..Buzluk Mağarası tarafına doğru

yürüyorum.İlerde köpek havlamaları duyuyorum..Sonra çam ağaçlarının altında  dumanı yeni yeni tütmekte olan bir 

başka yayla evi..Köpekler  beni uyarıyor  havlamaları ile ancak  birazdan   benim bir düşman olmadığımı anlayıp susuyorlar.

Kendilerine yaklaşmama imkan veriyorlar..Sabahın ilk ışıklarıyla kalkar burada kalmış birkaç yaylacı..Tüten bu dumanlar bu

dağların halen daha yalnız olmadığını gösteriyor..

 

 

 

Devam ediyorum..Buzluğun çok ender  rastlanabilen  fotoğrafik  değeri çok fazla olan  bölgeleri vardır.Buraya gide gele

artık buraları ezberlediğim için o bildiğim mekana gidiyorum.Sonbaharın en güzel fotoğrafı burada  çekilir..Evet işte aşağıdaki

yerde..Biz ancak bu kadar çekiyoruz..Ama sarı kızıl yapraklar arasında yosun bağlamış kayalıklar ile enfes  kompozisyonlar 

görebiliyor insan..

 

 

Buzluğa gelip de mutlaka herkesin  uğradığı uğraması gerektiği yerlerden biri de Buzluk orman  yangını gözetleme kulesinin

kuzeyidir..Bu bölge  özellikle sonbaharda inanılmaz güzelliktedir.Aşağıya geçen sonbahar çektiğim bir aç fotoyu koyuyorum.

Şimdi yoktu orda bu manzara.Çünkü henüz erken.İşte bu güzel yollardan geçip anıt ağaçların olduğu yere geliyorum..

 

 

 

Güneş artık  iyice yükselmiş..Saat 8:30 olmuş..Şansıma çok sıcak  ve sessizdi buralar..İlerde  güneşin  aydınlattığı  bölgede bir 

oturak sanki beni bekliyordu..Huzura buyurun dercesine  yalnız Yalnız ama  misafirperver bir şekilde beni davet etti yanına..Bu

oturakta işte kaç yıldır hayalini kurduğum sabah kahvaltısını yapıyorum..Sımsıcak bir güneş, tertemiz bir hava ve bütün  şaşaalı 

karmakarışık hayatlardan uzak   huzur dolu bir ortam..Şükretmek gerekiyor..Buralar değerlendirilmesi gerekiyor..Turizm açısından

bu bölge mutlaka  canlandırılmalı..Buraya yürüyüş parkuru yapılmalı.Doğal ortamın bozulmaması için  öncelikle buradaki nebatat

kayıt altına alınması gerekiyor..Geç kalmadan ve hemen..

 

 

 

 

 

Bu güzel saatlerin ardından  günün ağarmasıyla yapraklarını açan  çiğdemlere dönüyorum..Her biri  bir şaheser.Her biri  tüm

duyguların güzelliklerin esamesi.Her biri bin dünyaya bedel..Çiğ taneleri arsında   yükselen bu kardelenler her tarafta öylesine

çok ki..Bir  şair  şiir yamak için buraya gelmeli..Bir ressam resim yapmak için bu çiğdemlere bakmalı..Bir yazar roman yazmak

için bu çiğdemlerin arasında oturmalı.:Ve bir fotoğrafçı fotoğraf çekmek için  bu güzel  çiğdemlerin çiğ taneleri ile süslenmiş

yem yeşil çimenler arasından  dirilişini görmeli .

 

 

 

 

 

 

 

 

Şiir gibi  duruyordular.Çocukların tertemiz hayalleri gibi..Dünyaya gözlerini yeni açan bir bebeğin umutları gibi.Darlıktan

bunalan bir garibanın  mutluluk diyarlarına hasreti gibiydiler..Aralarına beni de  aldıkları için seviniyorum..Islanıyorum nem

ile ama aldırmıyorum..Ters ışıkta güneşin o narin yapraklarından süzülüşünü fotoğraflıyorum.Eflatuni renklerin her çeşidini

 görüyorum.ışığı  sağınıza aldığınızda koyulaşan tonlar bir başka, arkanıza aldığınızda daha bir başka oluveriyor.Burada bin bir 

çiğdem ve bir o kadar da  aynı rengin tonları var..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ve derken bu güzelliklere kendini kaptırmış  artık kış uykusuna  yatmanın  zamanı geldiğini bilen bir arı  çıkıyor ortaya..O

çiğdem senin bu çiğdem benim  hızlı hızlı koşuşturuyor.Onun acelesi var.Ona yaklaşmak mümkün değil.Ancak birkaç

fotoğrafını alabiliyorum.Üzerine topladığı  polenler ona bu yılın belki de son hediyesi.Onları bir an önce bala dönüştürmeli..

Onun için acelesi var..Benim de..Canlanışın her anını yakalamalıyım..Gözetleme kulesindeki bekçinin  uyanışını,, dallardaki ağaç

kakanların uyanışını, çiğdemlerin uyanışını ve Durağanın uyanışını çekmem gerek...Koşuşturma nihayet bu güzel çiğdemleri

fotoğraflamak ile bitiyor..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İşte bir güzel güne daha başlamanın en güzel yolu..Önce Buzlukta kısa bir safari yapın.Sonra da kahvaltınızı bu güzel yerde 

yapınız..Gelin bir gün bir değişiklik yapın..Belki bu hayatınızın  ne kadar daha anlamlı olduğunu gösterecek küçük bir   ders olur

size.

Son Güncelleme (Salı, 01 Aralık 2009 14:34)

 

Yorum ekle