Sarısu Deresi
Fotoğraf tutkusu artık iyice içimizi dışımızı sarmış..Artık günü çektiğimi ve çekemediğim
fotoğraflarla ölçer olmuşum..Geçtiğimiz yaz yani 2008 yazında sırf fotoğraf çekmek için bir bot
aldım..Ve adresler belirledim..Gezebileceğim ve fotoğraf çekebileceğim adresler..Bu adreslere
gittim de.
İlk önce Sarısu’dan Barganlı’ya deniz kıyısından, ikinci olarak ta yine aynı bölgede buluna Sarısu
Deresinde iki güzel foto gezisi yaptım..Bu yazıda Sarısu deresindeki fotoğraflarımı paylaşacağım..
Sarısu Kandırayı bilenler için çok malum bir deredir..Genişliği yer yer 50 metre, derinliği 5-10 metre arasında değişen Sarısu balık tutukunları için çok önemli bir deredir..Tatilini balık tutarak ve denize girerek geçirmeyi düşünenlerin ilk uğraklarından biri burasıdır..Kandıraya yaklaşık 15 km uzaklıkta olan Sarısu Köyünden denize dökülen Sarısu Deresi Kandıranın güneyinde doğmaktadır.Etrafı tarlalıklar ve otlaklıklar ile kaplıdır.Bu tarlalarda özellikle mısır yetiştirildiğini de söyleyelim..
Evet arabanızla Sarısu kıyısına kadar gidebilmeniz mümkün.Zaten çoğu piknikçi ve balık meraklısı buraya çadırlarıyla gelmekte ve balık başında iki gün geçirmekteler.Benim ise hiç bu tür bir zevkim olmadı..Çok çabuk sıkılan biri için balık işi eziyet..

Kandırayı Sarısu Köyüne bağlayan yolun Sarısu deresi üzerinde buluna köprüden hemen sola derenin kıyısına inen bir sapak var.Ordan sapıyorum.Ve işte dere kıyısındasınız.Bu kadar basit yani..
Buraya vardığımda saat 15:00 gibi idi..Yani fotoğraf çekmek için uygun saatlere geliniyordu.Hazırlıklarıma başladım.İlk önce elbette ki botumu şişirmem gerekiyordu.Arabanın çakmalığına taktığım komprosör ile yaklaşık 20 dakikada botu şişirdim.Doğrusu bundan önce Kamış Gölü Bağırganlı Kıyılarında ki gezimde başıma gelen derenin ortasında botun durduk yere inmesi gibi bir durumla karşılaşmamak için tıkaçları iyice sıkıştırdım...Ama her halükarda fotoğraf makinemi su gibi bir düşmandan korumak için de marketlerde satılan plastik termosu yanıma almıştım.

Artık botu suya indirmek zamanıydı..Makinemi tripodumu ve çay keyfi yaşamak için aldığım termosu yanıma alarak dereye açıldım..Aslında amacım hemen hemen bütün sarısuyu gezmekti ama bu da çok büyük zaman istiyordu.Ama en azından şu 2-3 km sini gezsem bu yaz için yeterli olurdu.Zaten fotoğraf için derenin denize dökülen bu kısmı daha cazipti..
Dereye inip denize doğru kürek sallamaya başladım.Dere gayet durgun ve az yosunlu..Derenin sağında solunda balıkçılar olta atmış mantarların kıpırdamasını bekliyorlardı..Mümkün mertebe onların bu keyfini kaçırmadan usulca çektim kürekleri..


İlerde yoldan geçerken gördüğüm ve hep merak ettiğim suya doğru adeta secdeye kapanmış meşe ağacının yanına varıyorum.Ve içine giriyorum..Bu çok değişik ve güzel bir andı.Fotoğraflar çekiyorum..Ama keşke kayığı kontrol altında tutabilecek biri daha olsaydı yanımda diye de iç geçiriyorum.


Bu ağaçdan ilerde bir tane daha var.O da meşe ve o da dereye doğru sanki bir avuç su almak için eğilmiş.Ve bu ağaçın tam karşısında da çok güzel bir ev var.Dereye sıfır.Gerçi kışın bodrum katının su altında olduğunu da görmüştüm.ancak yine de özellikle yaz günlerinde insan keşke diye eve özeniyor..Bu biraz da şans..






Kürek çekmeye devam ediyorum..Denize doğru yaklaştıkça dere daha bir genişliyor.Sazlıklar artıyor.sağımdan solumdan geçen zıplayan balıklar görüyorum.Ancak ne yazık hiç birisini fotoğraflayamıyorum..Ancak büyük bir kavis çizen dere burada güzel fotoğrafik malzemeler veriyor insan.Balıkçılar, balıkçıllar ve dere kuşları..Artı dereye doğru uzanmış kamış kökleri..



Şu aşağıdaki fotoğraflara bakar mısınız?..Bir kamış nasıl çoğalıyor şimdi anlıyor musunuz? Derenin ortasında tutunacak limanlarını arayan iki küçük kamış filizi.Bir şekilde kopmuş-ki belki onlar da zaten bunu istiyordu- ve kendilerini derenin akıntısına bırakmışlar, artık nereye giderlerse..Hayatta kalmak, hayatı devam ettirmek için yapılanlar..Şu Allahın işine bakın..Bitkiler bile hayvanlar gibi gerektiğinde hareket edebiliyor, insanlar gibi gerektiğinde göç edebiliyorlar..O küçük kamışlar bana bir şeyler diyor..Onları dinliyorum bir yandan da fotoğraflarını çekiyorum..



Evet derenin denize döküldüğü kısma gitmiyorum..Burayı bilen biliyor zaten.Hem yazın derenin denizle ilgisi kesiliyor.Tabi su seviyesi düştüğü için.Onun için geri dönüyorum.Vakit de iyice ilerlemiş.Tam fotoğraf ışığı gelmiş.Ancak birden telefonum çalıyor. Eve gitmem gerektiğini söylüyor içişleri bakanı..Yani buradan şu çıkıyor böyle bir gezi yapacaksanız cepinizi kapatın.




Dönerken bir batak ile karşılaşıyorum.Yahu etme eyleme diyorum ama bana öyle böyle bir bakıyor ki..botu üzerine sürüyorum.Amacım en yakınından en iyi fotoğrafı almak.Ama kaçıyor. Üstüne gidiyorum..Batarak güneye doğru kaçıyor.O batıyor ben gitmesi muhtemel yöne doğru kürek çekiyorum.Yani bir oyun oynuyoruz onunla.Ancak öyle bir yer geliyor ki ordan öteye geçmiyor.Ve batıp benim gitmesi muhtemel tarafa doğru hareket etmemi bekliyor, ben o tarafa gidince de olduğu yerden çıkıp bu sefer kuzeye doğru kaçmaya başlıyor..




Bu güzel kuş ile dakikalarca böyle oynadıktan ve hemen hemen tüm fotoğrafları çektikten sonra gezimi noktalıyorum..Doğrusu kısa da sürse çok iyi bir gezi oldu benim için bu..Ve siz bu dereyi merak edenler..Yazın gelirken bu kıyılara yanınıza bir de bot almayı unutmayın..
Bir başka gezide buluşmak üzere…
Son Güncelleme (Salı, 01 Aralık 2009 14:30)













Yorumlar
bu muhteşem fotoğrafları tripotlamı çektiniz hep.
fotoğraflarınız ın hepsi muhteşem.
babaanneden sevgiler.
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.