|
Yer:KOCAELİ-Maşukiye
KARTEPE
Bu gezi yazımda sizlere doğal güzelliği ve kış sporlarına yatkınlığı ile son yıllarda keşfedilen Sakarya-Kocaeli sınırlarında bulunan Kartepe’yi tanıtmaya çalışacağım..Yanından sürekli geçtiğimiz ve bu kadar yükseğe şu vericiyi nasıl kurmuşlar diye kafa yorduğumuz o tepeye çıkacağımı hiç düşünmezdim doğrusu..

Bir sabah havanın da güneşli olmasını fırsat bilerek yola koyuldum..Hedefim belliydi.1700 metre yükseklikteki o verici..Sakarya’dan otobana girerek sapanca gölünü geçer geçmez -ki otobanda yaklaşık 20 km gidiyorsunuz- sağdan Kartepe yoluna sapıyorsunuz.Maşukiye beldesinden de tırmanışa geçiyorsunuz..

Ama ne tırmanış..Yaklaşık 25 km süren bir tırmanış bu..Yükseldikçe yer yer durup aşağıları fotoğraflıyorum..Ve yüreğim çarpmaya başlıyor..Yolu çok güzel.Hem geniş hem de bakımlı.


Yolda giderken yol kıyısındaki muhteşem manzaralara hayranlıkla bakıyorum.Saf beyazlık gelinlik gibi örtmüş ağaçları.İnsanın içi coşkuya kapılıyor doğrusu.

Uzun ve dikkat gerektiren bu yoldan sonra nihayet arabanın gideceği son noktaya varıyorum..Burada bir otel var.İsmi önemli değil..Ama güzel ve büyük bir otel..Zirvenin yaklaşık 700 metre aşağısında ormanlık alanın çevirdiği bir yere yapılmış..Mimarisi çok hoşuma gitti doğrusu..

Otelin çevresi büyük bir kayak pistine çevrilmiş..Burada kar 1,5 metre kadardı..Kar ezme araçlarının açmış olduğu yol dışına çıktığınızda belinize kadar kara gömülüyorsunuz.Oysa buraya gelirken aşağıda hiç kar yoktu..Burada ise 1,5 metrelik bir kar..Bunun meteorolojik bir sebepten kaynaklandığını öğreniyorum..

Evet büyük bir kayak pisti idi burası..Telesiyejlerle çevredeki üç tepeye de çıkabiliyorsunuz.Benim hedefim en yükseği olan Kartepe idi..Ama bu telesiyejlere binmek te cesaret istiyor.Benim gibi yükseklik fobisi olan biri için tabi..

Yapacak bir şey yoktu.Zirveye çıkmanın telesiyejden başka şansı yoktu.Tüm cesaretimi toplayıp telesiyeje bindim.Ancak yaşadığım korkuyu heyecanı burada anlatmanın imkanı yok..

Yarım saat süren, ağaçların üstlerinden geçtiğim ve zaman zaman duran, durduğunda da sallanan ve beni utanmasam bağırma noktasına getiren telesiyejden indiğimde dünyalar benim olmuştu.Öyle ya korkuluklardan elimi alıp ancak bir iki tane foto çekebildim.Ve üstelik yolculuk boyunca ne olur ne olmaz diye arkama bile yaslanamadım.Onun için indiğimde gerçekten dünyalar benim olmuştu.

Dediğim gibi bu fotoları nasıl çektiğimi bilmiyorum.Sadece makineyi o tarafa yönlendirdim ve deklanşöre bastım.O anlar inanılmazdı


Nihayet zirvedeyim.Yaşadığım korkuyu hemen unutuverdim.Kendimi Marmara’nın çatısında hissediyordum adeta... İstanbul’u buradan rahatlıkla görebiliyordum.Sakarya ve İzmit ise zaten ayaklarımın altında idi.Ancak çok çetin bir fırtına vardı burada.Fotoğraflarımı hızlı hızlı çekiyorum. .Kuzeyde Sapanca gölü vardı ve - çevresi 40 km dir- tamamı ile görülebiliyordu. Dediğim gibi İstanbul adaları bile rahatlıkla görülebiliyor buradan. Aradaki mesafenin 70-80 km olduğunu da söyleyeyim bari.



Ayrıca işletmeciler buraya bir lokanta da yapmışlar.Fiyatları haliyle baya bir uçuk kaçık.Ben vaktim olmadığı için bu zevki yani Marmara’nın çatısında yemek yeme zevkini yaza bırakıyorum.Ama işletmecilerin bu fikri gerçekten çok hoşuma gitti.Tebrik etmek lazım.Neyse..Fırtına çok güçlü idi.Onun için hemen inişe geçtim.
İnişe geçtim derken..Oradaki görevliye “bu telesiyeje binmesem aşağıya başka nasıl inerim?” diye sordum.Tabi adam kayaklarımın olmadığını fark edip şöyle şaşkın bir ifadeyle baktı ve kafayı mı yedin dercesine “kayak pistinden ancak bu mümkün değil çünkü hem çok uzun hem de kayakçılar sana çarpar” dedi.
Benim o telesiyeje bir daha binmem mümkün değildi.Hele hele aşağıya doğru onunla inmem hiç mümkün değildi.Tek yol vardı..Kayak pisti..
Evet kayak pistinden inişe geçtim..Pistin kıyısından ve sürekli arkamı kontrol ederek inmeye başladım..En azından rahatlıkla fotoğraf çekebiliyordum.Ve muhteşem manzaralar vardı..50 metreye varan gürken ağaçlarının arasından yavaş yavaş aşağıya doğru inmeye başladım.Bu pistin uzunluğu 3000 metre idi.Zaman zaman kar ezme aracının açmış olduğu yol dışına çıktığımda bele kadar kara gömülüyordum.

Aslında her şeyde bir hayır vardır.Mesela şu an ben yükseklik fobisi nedeniyle hiç kimsenin denemediği bir gezi yapıyor ve muhteşem de manzaralar ile karşılaşıyordum .Biliyorum mesafe uzun.Virajlı ve bilinmez..Ama ben çekeceğim güzelim fotoğrafları düşünerek ve bir daha o korkuyu yaşamamak için yürüyerek inmeyi tercih ediyorum.
Vericinin hemen altında sert fırtınaların serpiştirdiği kar ile kaplanmış bir ağaç dikkatimi çekiyor..Adeta kardan ağaç gibi olmuş.Onun burada yaşıyor olması bile ilginç..Bu sert iklime nasıl dayanıyor anlamış değilim.

Aşağıda pist ikiye ayrılıyor.Birisi zor pist diğeri kolay.Ben zor pisti seçiyorum.Burası daha dik ve biraz da kestirme.Ama aşağıya indiğimde keşke diğer pistten inseydim de dedim kendi kendime.Yoo orayı bildiğim için değil.En azından zor pist denen yerde çok da ilginç fotoğraflar yakalayamadığım için.İnerken zor pist olduğu için çok az kayakçı ile karşılaştım.Bir kaç fotoda onlardan koyayım bari..



Evet iniyorum.İndikçe gürgen ağaçlarının arasından geçiyorum.Yanımdan zaman zaman kayakçılar geçiyor.Arada bir onları çekiyor arada bir kar kaplı ağaçları.Kayakçıların yaklaşık 50-60 kmlik hızlarla yanımdan geçişleri beni heyecanlandırıyor.Acaba ben de mi kayak öğrensem..Bu iş aslında tam benlik ama bir telesiyej ile Kartepe’ye çıkmak 15 YTL ise bu bir kayma anlamına geliyor.Günlük kart ise 50 YTL..Bence çok pahalı.Zaten otelin çevresindeki araçların neden 50 000-150 000 YTL lik araçlar olduğu da buradan anlaşılıyor..Ülkemin sıradan vatandaşlarının -ki %80 nidir bu- bu tür zevklerden mahrum bırakılması insana acı veriyor. Evet gezi yazılarında para konuşulmamalı belki ama bence Evliya Çelebinin zamanında değiliz ki konuşmayalım..Her şey ona dayanıyor.




Neyse işte bu düşüncelerle tam 2 saatlik bir iniş macerası sonrası otelin güneyindeki düz alana geldim.Otel ve lokantanın renkleri beyaz ile gerçekten çok uyumlu.Dedim ya işletmeciyi tebrik etmeli.Güzel ve akılcı bir tesis kurmuş.İnsanlar çok mutluydu.Ve kalabalıktı da.Bence Uludağ’ın pabucu dama atıldı.Tek otel olması tek dezavantaj.Onun haricindeki her şey çok mükemmel.Ve üstelik de İstanbul’a çok yakın burası.

Evet artık ayrılık vakti.Buraya yazın da mutlaka gelmeliyim..Eminim ki buranın yazı da harikadır.İnşallah bu gezimi de sizlerle paylaşacağım.


Hoş çakalın gezisiz kalmayın..
|