Öğleden Sonrası Yayla
Tatil deyince insanın aklına nedense hep deniz gelir, kum gelir..Ama yavaş ta olsa bu anlayış değişiyor.Artık tatil
denince sadece denize girmek, şezlonlarda güneşlenmek gelmeyecek, gelmiyor akıllara..Artık doğaya yürüyüşerli
yapmak, dağlarda ve yaylalrda çadır kurmak son zamanlarda çok ilgi görmeye başladı.Evet yayla turizminden
bahsediyorum..
Arazisinin yüzde 50 si yayla olan Durağan bu konuda çok şanslı..Ama hem şanslı hem şansız..Topraklarının yarısı orman diğer yarısı da yayla olmakla bulunmaz bir doğa kenti olmasına rağmen bu özelliğinin keşfedilmememiş olması da onu şansızlığı..Ankarada olsun İstanbulda olsun insanlar dağ turizmi yapmak için ta doğu karadenize gitmek zorunda kalırken Durağan gibi Sinop gibi doğası bakir kalmış cennet köşesi bir yerin tanınmamış olması gerçekten üzücü..
Ama inşallah bunun önemini kavrayan, idrak eden herkes karınca kararınca elinden ne gelirse, ne yaparsa her fırsatta Durağanın tanıtımı sayesinde er yada geç Durağan bulunduğu bölgenin doğa turim merkezi haline gelecektir.Özellikle de Durağan-Dikmen ve Durağan Saraydüzü yolları bu açıdan çok önemli..
İşte bugün öğleden sonra can sıkıntısına ve biraz damerak uğruna Durağan-Dikmen yolunun g geçiş güzergahı boyunca Dikmene doğru gittim..Yolun geçeceği güzergeh gerçekten müthiş güzellikte..Kalfet Camisinin üstünden Bozarmuta doğru olan kısım enfes..Karakayalıkları merkeze alan bir hilal gibi batıdan doğuya doğru uzanan yol bence ilk önce Buzluk yaylasına sonra da Bozarmut Yaylasına hayat verecektir.İkisi de farklı ikisi de harika iki yayla..Zaten Durağanın yaylalarının en güzel özelliği su ve orman ile içiçe oluşu..Rakımın nispeten düşük oluşunun tabi bir sonucu bu ama tabi ki güzel bir sonucu..O nedenle bu yaylalarda yaşamak daha kolay daha zevkli..
Taşlı ve topraklı gayet kötü yollardan geçip Bozarmut yaylasına gittim..Buraya daha önce iki kez gitmiştim.Ancak ikisi de yürüyerek ve biri kış biri ilkbaharda idi.Onun için buranın yazını da göreyim dedim bir vesile ile..Ve gerçekten yaylanın başka bir havası var..Baktım hayvanlar var..Çocuklar var..Nineler ve teyzeler var..Yani şen şakrak ..Atlar bir yanda koyunlar bir yanda.Sessiz ,serin ve huzurlu birhayat..Bacaları da tütüyordu yayla evlerinin.Serin dedim ya..
Gittim içlerinden bazıları öğrencim de olan çocukların ortasına oturdum..Yanakları kırmızı, sıktığımda taş gibi duran bu güzel çocuklar sağlıklı olmayacak ta ben mi olacağım..hele o içlerinden en küçüğü yokmu..İbrahim..Ne ettiysem kamyonunu alamadım elinden..Ama öteki ufaklığın elindeki kepçeyle oynadım..Onu kandırdım ama İbrahim kanmadı.Benden kaçma kaçmadı ama kamyonunu da vermedi işte..Maşallah çok sevimliydi.Allah anasına babasına bağışlasın.Ben onlarla uğraşırken yanımıza Ayşe Teyze geldi..Bunlar onun torunlarıydı.Eşini yaklaşık 20 yıl önce kaybetmiş bu değerli Anadolu kadınının anlattığı hayat hikayesi ile benim annemin hayat hikayesi o kadar benziyordu ki..Bunu orda demedim ama bu insanlar acı çekerek olgunlaşmış gerçek Anadolu insanı..Onlara ne kadar saygı duysak azdır.Karadenizli bir sanatçının dediği gibi..Yaylalar güzeldir ama bu insanlar olmasa beş para da etmezler..
İşte ayşe teyze.."Oğlum şu ineğimle de çek beni" diyor.."Belki ölür giderim bir hatıram olsun"..Allah uzun ömür versin.Allah torunlarına çocuklarına bağışlasın..Tüm sevenlerine tanıdıklarına tanımadıklarına iletmemi istediği selami ile ayrıldım ordan..
Programsız bir geziydi .O nedenle erken ayrıldım ama orda İbrahimle tanışmışolmam, Ayşe teyze tanışmış olmam her şeye değmişti.
Sonuç olarak Durağana ya en kısa sürede bir sanayi sitesi kurulmalı ya enazından bacasız fabrika olarak ta adlandırılıan yayla turizmi geliştirilmeli..Tabi bunun ilk adımı da sıkı bir tanıtım programından geçiyor..
Bir başka gezi azımızda buluşmak ümidiyle..
Son Güncelleme (Salı, 01 Mart 2011 20:22)






















































Yorumlar
yine aldın götürdün bizleri yaylalara...
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.