Ambarkaya Önlerinde-1
Neler yapılabilir?..Buradaki az sayılı günlerimi daha başka nasıl değerlendiririm diye düşünürken aklıma parlak bir fikir geldi..Yükselen Altınkaya Baraj Gölünün suları Ambarkaya önünde ağaçlık alanlara kadar yükselmiş, uzaktan gördüğüm kadarıyla güzel bir manzara oluşturmuştu.
Ama mesafe çok uzaktı..Alabildiğim fotoğraflar sadece karşı cephedendi..İşte bu sıkıntıları aşmanın tek yolu vardı..Bir kayık almak, bir şişme bot almak veyahut ta kano almak…İnanılmaz değil mi?..Ama aldım.Belki de bu zamana kadar yaptığım “deliliklerin” birine bunu da ekledim..Her zaman içimde var olan kano keyfinin nasıl bir şey olduğunu sonunda yaşadım..İnternetten verdiğim sipariş ile su üzerinde özgürce dolaşabileceğim bir kanom oldu sonunda..
Doğrusu boş vakitlerimi her zaman çok şükür dolu dolu geçiriyordum zaten..Ama bu daha bir başka zevk..Durağanın insana maceralar yaşaması için o kadar güzel imkanları var ki..
Bir yanda şelaleleri keşfedebiliyorsunuz..Bir yanda Bozarmut Yaylasını bir yanda Havyayı bir yanda Buzluk mağarasını keşfediyor ve bir yandan da Ambarkaya önünde su üstünde özgürce gezebiliyorsunuz....Bu açıdan Durağan gerçekten unutulması mümkün olmayan bir yer..Ve bilmiyorum Türkiye’nin başka neresinde bu kadar macerayı aynı anda yaşayabilirsiniz..Elbette vardır ama yine de buralar kadar zevkli olduğunu sanmıyorum..
Neyse..Biz gelelim saadete..Kano aldık diyordum..Her ne kadar ilk denemelerimde iki üç kere suya düşmeme ve hatta Karadenizdeki denemelerimde onun azgın dalgalarında gözlüğümü kaybetmeme rağmen Ambarkaya önünde gezmeye geldiğimde arttık gayet tecrübeli idik..İki kişilik kanomun arka tarafına fotoğraf ile ilgili tüm malzemelerimi koyuyor öne de ben oturuyorum.İki bölmeli hava şişirmeli arkaya yaslanma yeri bile var..Adamlar gerçekten iyi düşünmüşler..Altına arkada iki tane de balık sırtındaki kanata benzer kılıç var..Bunlar sizin suda sağa sola savrulmanızı engelliyor..Suda kolayca düz gitmenizi sağlıyor..Yani dengenizi kurmanızı kolaylaştırıyor.
Bu şekilde kullanımı gayet kolay olan kanomu alarak çok kere Ambarkaya önünde gezdim..Sonbahar biliyorsunuz aslında sarı mevsimdir..Bu fotoğraf severler için belki de yılın en kaçırılmaması gereken mevsimdir..Öte yandan ağaçlardaki bu sarı tonun yanına bir de ağaçları tamamen çevirmiş su eklenirse nasıl olur?..Doğrusu müthiş olur..İşte Ambarkaya Kaya mezarı önündeki bu küçücük alanda bir kano ile bu zamana kadar hiç kimsenin çekmediği türden fotoğraflar çekebilirsiniz..Zaten asıl amaç ta bu değil mi?..Hiç kimsenin çekmediği bir fotoğraf çekmek..Sizi bilmiyorum ama benim tek hedefim bu..
Bu hedefim doğrultusunda arşivimde çektiğim yaklaşık 30000 fotoğraftan ne yazık ancak 250-300 tanesi bu hedefim doğrultusundadır.Ve bunlardan da belki 10 tanesi aldığımız kano sayesinde çekilmiştir..Bir kare deyip geçmemek gerek..Bir kare çekene kadar otuz bin kare çekildiğini unutmamalı..Aşağıya bu karelerden birkaç tanesini koydum zaten.
Yukarda da dediğim gibi bu küçük alana onlarca kez geldim..Önce sudaki yansımaları çektim.Her yanı su basmış ağaçların bu çaresizliklerini..Yapabilecekleri hiçbir şey yok..Söğüt de olsalar bu kadar su ne yazık onların sonunu getirecekti.K bir çoğunun ne yazık getirdiğini de gördüm..Önce Ambarkaya’nın hemen önündeki sıra söğütlere gittim.Kano içinde fazla hareket edemediğimden ve suda da sürekli sallandığımdan dolayı fotoğraflarda tam netliği yakalamakta zorlandım.Netliği yakalasam bile bu sefer ufuk çizgisinin eğriline engel olamadım..Ama her şeye bir çözüm bulunur hesabı elimdeki küreği kucağıma sağdan sola doğru uzattım, kanonun kenarlarına iyice dayadım ve dirseklerimi de üzerine iyice bastırınca bir nevi üç ayak yapmış oldum..Bundan sonra da artık ne makine sallandı ne de ufuk eğriliği oldu..
Bu şekilde dediğim gibi önce Ambarkaya’nın hemen önündeki sıra söğütleri çektim.Arkada Dedemin Tepesi tüm ihtişamıyla duruyordu..Söğütlerden bir kısmı düşmüş bir kısmı ise tek başına direnmeye devam ediyordu..Bu bölgeye Eylülün sonundan itibaren hep geldim.Aşağıdaki fotoğraflara bir bakınız.Söğütlerin yaprakları yaklaşık iki aylık zaman diliminde nasıl sararmış, nasıl dökülmüş, değil mi?..Bu insana hüzün veriyor..Onlara baktıkça sudaki yalnızlıkları yalnızlığımız, yapraklarının sararması ölüme bir adım daha yaklaştığımızın haberini veriyor..Görünen sadece bir fotoğraf değil..
Geziyorum Ambarkaya önünde..Sular yaklaşık 10 metre yüselmiş..Bir zaman Gökırmak kıyısına set olmuş olan ağaçlar ne yazık Gökırmağın taşmasına engel olamamış..Elleri ayakları yetmedi o suların yükselişini durdurmaya..Birbirlerine dahi ancak tutunabildiler..Düşseler dahi hiç ellerini bırakmamışlar.Bizim yaptığımız gibi bir tekme de vurmamışlar o arkadaşlarına.Diyorum ya..ben fotoğraf çekerken doğanın dilini anlamaya çalışıyorum..O dil bize aslında hiç unutamayacağımız dersler veriyor..Ne mutlu ki o dilden anlayana..Ne mutlu o dilin öğütlerini dinleyene..
İşte dört kardeş..Muhtemelen bir çeltik tarlasının kıyısında büyümüş dört kardeş..Şimdi sadece kendi sonlarını düşünüyorlar..Bir de bizim yaptığımız gibi ilkbahar günlerini..Zaman çabuk geçmiş.Zaman çok şeyleri değiştirmiş..Zaman mekanları değiştirmiş..Hiç akıllarda var mıydı ki bu şekilde su altında kalacakları.O mavi gökyüzü altında bulanık sular altında can çekişecekleri...Zaman çok çabuk değişiyor..Zaman çok bildikleri değiştiriyor.Zaman çok hızlı gidiyor..Ona yetişmek ne mümkün.
Ve daha ilerde o kadar kıyıda olmasına rağmen bir dut ağacı.O da yenik düşmüş bu savaşa..Daha önceki bir yazımda da değindiğim bu ağaç bambaşka..Kanom ile etrafını döndüm döndüm onu o fotoğrafladım..Öyle garip şeyler anlattık ki bana..Ummadım ondan bu kadar bilgece bir konuşma..Ummadım ondan bu kadar efkarlı bir hikaye..Döndüm durdum etrafında her açıdan kareledim onu.Makinemin içine hapsettim onun o hüzün dolu hikayesini..Ve iyi ki almışım dedim kendi kendime bu kanoyu..Acaba bunu almasaydım, acaba bu hikayelere şahitlik yapabilecek miydim?
Ambarkaya önünde buna benzer çok hikayeler var..Çok manzaralar var.İşte onlardan biri daha..Bir kulübe..Avcı barınağı..Avcıların evi.Yerden yüksekliği yaklaşık 2-3 metre olduğu halde su nerdeyse içine kadar yükselmiş..Makinemi çıkarıyor arkasına Dedemin Tepesini koyarak su seviyesinden bir çekim yapıyorum..Vakit ikindi vakti.Güneşin açısı gayet uygun.Arkada istediğim gök mavisini yakalıyorum..Ve ortaya çıkan yine güzel bir manzara..Bizim yaptığımız hiçbir şey yok..Fotoğraf namına aşağıdaki fotoğraflar gayet doğaldır..Onlar Ambarkaya önündedir..Onlar hemen yanı başımızda..Sadece bir kano ya da şişme bot alacaksınız ve bu açıyı yakalamaya çalışacaksınız..Başka bir şey yapmanıza gerek yok..Fotoğraf namına başka bir şey bilmenize gerek yok.Sadece çekmek istediğinizi hayal edeceksiniz ve sonra onu arayacaksınız..
Kano ile bir başka gün ise Gökırmağın Durağana doğru uzanan kısmına gidiyorum.. Burada da müthiş yansıma kareleri yakalıyorum..Irmağın sağındaki ve solundaki yaprakları sararmaya yüz tutmuş kavak ağaçları ile ırmak güzel uyum sağlamış.. Manzara tadına doyulmayacak vaziyette..
Yukarı doğru ilerliyorum.Ama gittikçe zorlanıyorum..Akıntıya karşı kürek çalmak çok zorluyor beni..Tabi bir yere kadar gidebiliyorum.Oradan mecburen dönüyoruz.Ama bu arada Gökırmağın yaptığı kıvrım nedeniyle başka bir manzara çıkıyor karşıma.. Bu manzarayı seyretmek gerçekten çok zevkli.Hele bir de bu açıdan bu manzarayı gören ilk gözlerin size ait olduğunu bilmek de apayrı bir heyecan ..
Son olarak Karadiğin köyüne çeviriyorum makinemi..Aslında bu köyün fotoğraflarının bir kısmını ayrı, yansıma çalışması altında yayınlayacağım ama şimdilik çekmiş olduğum birkaç fotoğraf ta onnda olsun..Su önüne kadar yükselmiş, camisiyle çok güzel bir köy..İşte o köyün değişik bir açıdan görünüşü..
Yükselen bu sular bir çok hayvana da yiyecek kaynağı olmuş..Yaşam haline gelmiş..Özellikle balıkçılar, sakarcalar , sutavukları ve ördekler için..Onlara yaklaşmak gerçekten çok zor..Beni sanırım onları avlayacak avcı zannettiler.Onun için hemen kaçtılar benden.Ancak az da olsa birkaç fotoğraf yakalayabildik onlardan..Su üzerinde yürüyen bir sakarca..Beyaz bir ördek..Ve balıkçıllar..Hepsi bu alanı yaşam alanı olarak seçmiş..Onların da payları var burada.Onlar da buranın süsü..Tıpkı su altında kalmış dut ağaçları gibi…Söğüt ağaçları gibi..Onlar olmaksızın bu alanların pek de değeri yok ..
Bir başka gezi yazımızda buluşmak ümidiyle…
Son Güncelleme (Pazartesi, 14 Aralık 2009 19:37)

































































