İşte Benim Köyüm
İşte benim topraklarım..İşte benim köyüm. Doğduğum ve doyduğum köyüm..Çiçeklerinden bal aldığım, toprağından su içtiğim ..Tozlu yollarında çıplak ayak gezdiğim.Meralarında hayvan güttüğüm.Kamış gölünde yüzme öğrendiğim.Karadenizinde tuzlu su içtiğim.İşte benim köyüm..Kamış Gölü ile , uçsuz bucaksız kumsalıyla ve yem yeşil doğasıyla işte benim köyüm:Arifağa Köyü Bülbülü altın kafese koysalar dahi inim inim memleketim diye inlememiş mi?..Biz de nereye gitsek, hangi topraklarda karın doyursak ta bir gün bu topraklara döneceğimizin hayali ile avuturuz kendimizi..Bir gün bizim de bu topraklara döneceğimiz..Bir gün bizim de en azından bu topraklara gömüleceğimizi hayal ederiz.Ve her buraya gelip gidişimizde yanımıza ondan bir parça alır gideriz.Ya da bir parçamızı bırakır gideriz..Bu kah toprağı olur kah havası ve yahut ta bir kare fotoğrafı olur..Belki de canımızın bir kısmı olur. Geçende oturmuş arşivimi karıştırırken köyüm ile ilgili değişik zamanlarda çekmiş olduğum fotoğrafları birleştirmek geldi aklıma..Ve işte aşağıdaki foto dizisi çıktı ortaya.. Adını buralara ilk yerleşen zattan alan, Sakarya ili Kaynarca ilçesine bağlı , geçimini tarım ile sağlayan ve ilçenin en zengin köyü olan Arifağa Köyü ortalama 150 haneli dağınık bir köy..İlçenin en zengin olmasının yanında aynı zamanda alan olarak ta en büyük köyü..Belli bir caddesi ve merkezi yoktur.Evler çok dağınıktır..Buradaki artık tek geçim kaynağı fındıktır.. 







Müsadenizle bu zamana kadar hep gittiğim gezdiğim ve gördüğüm başka diyarlardan bahsetmiştim bu platformda sizlere.Şimdi ise benim öz toprağımdan bahsedeceğim..

Eskiden hayvancılık ve tarım üst seviyede iken bugün artık sadece fındıkçılık yapılmaktadır.Bunun en büyük nedeni ise köyden şehirlere olan göç. Köyümüzde artık genç nüfus hemen hemen hiç yoktur.Hepsi Adapazarı, İzmit ve İstanbul gibi büyük şehirlerde çalışmakta, oralarda yaşamlarını sürdürmektedirler..Ve köye de sadece yazdan yaza yani fındık zamanları gelmektedirler.Köyden yıllık yaklaşık 150-200 ton fındık çıkmaktadır.Bu Kaynarcanın köyleri arasında en büyük rakamdır.. Köy halkının hali vakti gayet yerindedir.Hemen hemen her evin önünde bir araba görebilirsiniz.. Bundan dolayı köyün düzenli olarak çalışan bir minibüsü yoktur.Sadece Cuma günleri komşu köyden bir minibüs köy halkının pazar ihtiyacı için seferler yapmaktadır.Bunun haricinde köye ulaşım özel araçlar ile yapılmaktadır. Köyün ilçeden uzaklığı ise 16 km dir.Karadenize sınırdır. Karadeniz kıyısında çok uzun ve geniş bir kumsalı vardır..Bu bir çok turistin yazın buralara gelmesini sağlamaktadır.Kumun genişliği 1-1,5 km dir.uzunluğu ise Karasudan da öteye varmaktadır.Yani yaklaşık 50-60 km..Bu değerler Karadeniz sahilindeki en büyük değerlerdir. Köyde 10 metreye varan kuyularda bir çok deniz kabuklusuna ait fosiller bulduk zamanında.Onlardan birini İstanbul Üniversitesi Biyoloji bölümüne götürmüş ve yaş tayini yaptırmıştım..Bulduğum fosil bir deniz yıldızı idi.Yaşı 1-2 milyon yıl idi.Bu bilgilerden denizin çok önceleri Arifağa köyünde olduğunu anlaşılıyordu. Kamış gölü adı üzerinde kamış ile kaplıdır.Bir zamanlar bu kamışlar köy halkının önemli gelir kaynaklarından biriydi.Evlerin çatılarında ve hasır yapımında kullanılan kamışlar bugün rağbet gören doğal ürün olmaktan çıkmıştır.Ve şimdi onlar bir çok kuşa balıkçıla , su samuruna kunduza yuva olmaktadırlar.Aynı zamanda mera olarak kullanılan bu alan, köyümüzdeki az sayıda hayvanın otlak ihtiyacını da karşılamaya devam etmektedir. Kamış gölü deniz ile neredeyse aynı seviyededir..Denizden sadece 7-8 cm yüksekliktedir..Onun için denize yakın kısımlarda suyu oldukça tuzludur..Onun için bu bölgede kefal balıkları daha fazladır.. Ama kamış gölü eski şaşaalı günlerini çoktan geri bırakmıştır.Eskiden motorlu kayıklarla üzerinde gezilebilen bir göldü.Kayığınızla hiçbir engel olmadan 7-8 km gidebiliyordunuz.Ancak şimdi bu mümkün değil..Yağmur ve selle gelen mil dereyi bir yandan doldurdu, diğer yandan sazlar düzensiz bir şekilde çoğalarak dereyi kapattı..Özellikle son 3-4 yıldır göl tamamen nilüferler ile kaplandı.Artık geride gölden ziyade sadece bir bataklık kaldı.Geçen yaz nilüferlerin kapladığı bu gölde botumla gezmiştim.Elbette ki güzeldi nilüferler. Ancak aynı zamanda bu yakın gelecekte buraların tamamen kapanacağını da gösteriyordu. Kışları yağışın miktarına bakılmaksızın her yağıştan sonra dere taşar oldu artık.Aşağıdaki fotoğraflar bizim tarladan çekildi.Yazları musır ektiğimiz bu alanlar şimdi bir derenin yağı olmuş..Çınar ağaçları nerdeyse yarılarına kadar suya gömüldmüş..Ve söğütler de hakeza öyle..Bu manzara bu topraklardan neden yararlanılamadığını gösteriyor sanırım.. Öte yandan 2006 yılında dere yatağı tamamen kaybolduğu için Devlet su işleri müdürlüğünce yeni bir dere yatağı açıldı..Tabi 15 metre genişliğinde 1,5-2 metre derinliğindeki bu yatak ne kadar bu suyu taşıyacaksa..Bu da bir çözüm değil.Ve bu yeni dere de aradan daha iki yıl geçnmeden nerdeyse kapanma noktasına gledi..Kökten bir çözüm bulunamıyor buraya bulunamayacak ta anlaşılan. Evet işte benim köyümün en değerli doğal güzelliğinin hikayesi bu..Bir sabahın erken saatlerinde kıyısına giderseniz güne uyanmakta olan kurbağaları görürsünüz..Pötklek pötlek gözlerle sizlere bakan.Kameranızın içine kadar girecek olan kurbağaları..Su kuşlarını görürsünüz.Yavruları ile beraber yiyecek arayan.Ve sakarcaları..Avcıların dengesizce valdıkları ve bu yüzden son derece ürkek olan sakarcaları ve su tavuklarını fotoğraflamak burada çok zor..Çok iyi kamufle olmak gerekiyor..Ama sonuçta hepsi bu gölün güzellikleri.Onlar olmadan bu gölün bir anlamı yok.. Ben özlelikle derenin denize dökülen kımını çok seviyorum..Bir yanda yeşil yeşil sazlıklar, bir yanda kumsal ve bir yandan da kıvrılarak mavi rengiyle denize ulaşan dere..Yüksekçe bir yere çıkıyor ve bu manzarayı seyrediyorum..Aşağıdaki fotoğraflardan bahsediyorum.Onlar bu güzelliğin birer belgesi bence..ve her köyüme geldiğimde mutlaka bu bölgeye gelir,derenin denize döküldüğü bu alanda çekimler yaparım.. Elbetteki köyümün tüm güelliği kamış gölünde saklı değildir..Benim köyüm yeşildir..Fındık bahçeleri ile ormanları ile merası ile yemyeşildir ben,m köyüm..İlkbayahar aylarında en güzel çiçekler benim köyümde açar..Papatyalarından menekşelerine kadar..Fındık bahçleri içrisinde envai eşit çiçek yetişir. Yaz günleri geldiğinde köyüm çok hareketlenir..Köyü 10 aylığına kaderine terk eden bu toprakların çocukları bir yılın hasretini ve hasatını çıkarmak için izinlerini burada geçirmek üzere köye gelirler..Ve Haziran ayından eylül sonuna kadar benim köyüm diğer zamanlarındaki nüfusun üç katına ulaşır.Ve görürsünüz her hanenin tarlasından çalışan insanların içmek için “ayran suyu” diye bağırışlarını.Çocukların oyunlarını..tutulan işçilerin balta seslerini.Dikenlerin kesilip imha için yakılışlarını..Fındık telaşı yaşanır haziran aylarında.Bir yıla yakın bakımsız kalan evin etrafı motorlau tırbpanlarla yendien açılır..yeniden temizlerinr.Fınfıık bahçleri de öyle..Saran eğrelti otları ve dikenlerden temizlenmek için motorolu tırpanlar gün daha ilk saatlerinden itibaren arı misali sesleriyle akşama dek çalışır durur. Sonra da tabi fındık toplanır.Dallarda tomru tomruk fınıdklar..Yomrası , yağlısı, kara yağlısı, Giresun Sivrisi ve diğer çeşitleri..hepsi, ayrı bir lezzet hepsi bir evin geçim kaynağı..Bu ayarda çoluk çocuk herkes bahçeye gider.Kalbalık ailelre imece usulü, dieğrleri ise doğudan gelen işçilee toplatır fınığını.Bu bir ay sürer.Sabah yedide akşam düşen nemin ıslaklığında başlar fındık toplanması..Güneş yükselirken nemin de bahçlereden yükselidğini seyrede seyrede , daldan kopartılan her fındığı beş on yirmiartık ne derseniz şeklimnde para olarak düşünür selenize atarsınız.Gün boyu şarkılar türküler söylenir.şakalr edilir.taışılır.:memlekt kurulur bu bahçlerede..Ve akşma olduğunda da ün boyu toplanan fındıklar çuvallarla harman yerine getirilir.. Evet bu benim köyüm..Ancak ne yazık benim köümün kışı yazına göre bir o kadar sesisiz..Bir o kadar yalnızdır..Yazın nüfus 300 e varırken bu kışın 40-50 a inmektedir.İnanılmaz değil mi?.herkes çalışmaya Büyükşehirlere gider ve köyüm sessizlik içinde kalır..Yolları boşalır..yolları diken sarar.:Yollarında seller akar.. Güzeldir benim köyümün yolları..Asfatlt değildir..Taşlıdır..Topraklı ve tozludur.Ama kıvrım kıvrımdır.Yeşillikler arasından uzanır.Bu yollar bazen güneşe döner..Bazen denize..Bu yollar sizi yalnızlığın en güzel yaşandığı sahillere götürür sizleri.Ama kışın da bir o kadar bakımsız bir o kadar geçilmez olurlar..Seller akar bu yollardan..Çıkılmazlar..Geçilmez olur.Yarım metreye varan suların içinden geçmek zorunda kalırsınız..Ve kimsecikler sormaz halinizi..Muhtarından kaymakamına kadar..Buralar kalkınmada öncelikli bölge değil ya..Buralar doğu değil ya..Onun için yoktur kaynağı..Varsa dahi başka yerlere kaydırılır.Ama bu yollar hep bu şekilde kaderine terk edilmiş olarak bırakılır.. Gerçi istedikleri kadar bırksınlar buraları.Bu çağda böyle yollar derim..Ama yine de benim köyümün yolları der severim onları..Çamurlu da olsa..tozlu da olsa severim onları..Yalanı yoktur en azından onların.. Neyse ..İşte benim köyümün yolları..işte benim köyümün tabiatı.:işte benim köyüm bu..İnsanlarına hiç değinmedim..Aslında gerek duymadım.Çünkü onların ne kadar misafirperver ve eli açık olduğunu söylemeye gerek duymuyorum..Gelin ve görün isterim..


Arifağa’nın doğal güzellikleri son yıllarda artan açmalar nedeniyle her ne kadar gözle görülür şekilde tahrip edilmişse de , yine de insanı kendisine çekmeye devam etmektedir..Arifağa’nın denize dökülen ve adı Kamış Gölü diye anılan küçük deresi; çevresi ile bir çok balık ve balıkçıl kuş türünü barındırmaktadır.Son beş yıldır koruma altına da alınmıştır.Genişliği 1-2 km uzunluğu 5 -6 km yi bulan bu bataklık ve derede sakarca,elmabaş, yeşilbaş,mart ördeği gibi bir çok kuş türünün yanında sazan,aynalı sazan, kefal, akbalık, kızıl kanat, ot balığı, oklama ve kara balık gibi balık türleri de yaşamaktadır..Av sezonlarında bir çok yabancı avcı buralara avlanmaya gelmektedir.Bu bölgede çadır kurmakta hem denize girmekte hem de avlanmaktadırlar.







Tabiî ki doğa bir şekilde yenilenirken bunda bizim katkımızın olmaması söz konusu olamaz.Özellikle kışın gölün taşarak ekili alanları su altında bırakmasını engellemek için açılan kanallar yarardan çok derenin tamamen kapanmasını sağladı.Bu kanalların taşıdığı mil çok kısa sürede dereyi doldurdu ve derenin eskiden daha fazla bir şekilde taşmasını sağladı..





























Son Güncelleme (Cumartesi, 05 Aralık 2009 14:19)












Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.