Kayma Keyfi
Çocukluğumuzda kar az bile yağsa yağdığı zamnalrı bir nimet bilip çok kayardık..Ama fındık bahçelerimiz vardı kayak pisti olarak.Ocakların arasında kaymaya çalışırdık.E tabi çok kazalarımız da olurdu.Bazen bir fındık ocağına girerdik, bazen de fındıklığın sonundaki böğürtlen dikenlerine..
Çocuktuk, canımız o kadar çok yanmasına rağmen yine durmuyorduk."Bi dahakine böyle kaza yapmayacağız" deyip dah acımız dinmeden soluğu fındıklığın başında alırdık..Dedim ya az yağadı kar.Ya bir karış ya dah fazla ama o kadar.Ve senede bir kere. kar yağdığında en zevk aldığım şey kar yağışı altında yürümek, ikincisi ise kaymaktı..
Her halde o yıllardan kalan bir özlemle karı çok seviyorum.Kar altında doğa yürüyüşleri yapmayı çok seviyorum.Ama Durağana geldim geleli o kadar kar üstünde yürümeme rağmen daha hiç kaymamıştım.Ya şimdi biliyorum diyeceksiniz ki koskoca adam kayar mı? Üstelik iki üniversite mezunu, üstelik te Lise Müdürü..Valla ne derseniz deyin.Bunun küçüklüğü büyüklüğü yok..Evet kaydım..Hem de çocuklarımla beraber yani çocukca..Ve ondan sonra bir kez daha o yıllarıma dönüp kedersiz,tasasız, sorumsuz bir dünyanın ne kadar güzel olduğunu anladım.Eskiden fındık bahçelerinde ocaklar arasında içine saman veya çayır doldurduğumuz çuvallar üzerinde kayıyorduk, bugün ise altımıza serdiğimiz iki katlı naylon ile..Değişen sadece zaman..Başka her şey aynı..Hani insan alt tabakadan olunca , yani memur olunca ünlü tatilciler gibi Kartalkaya'ya, Kartepeye gidemeyince , telesiyejlere binip kurvarın başından aşağılara doğru ayaklarında kayaklarla inemeyince sanki "kaydım" diyemeyecekmişiz gibi geliyor insana ama hiç te öyle değil..Altına sereceksin bir naylon ve kendini karların kaydırıcı yüzey kuvvetlerine bırakacaksın..Ohhh..İşte keyif işte mutluluk..
Neyse sözü uzatmayalım..Mart ayını ortaladığımız şu günlerde geçen cumartesi havanın da pırıl pırıl oluşunu fırsat bilip nerdeyse iki aydır gitmediğim Buzluk yaylasına gittik.Gittik ama gölgeliklerde karların halen daha erimediğini gördük.Gözetleme kulesini geçip Uzunöz yolu üzerinde yaklaşık bir kilometre daha gidince tam güneye bakan bir yere geldik.Ki oranın güneye bakan yamaç kısmı kupkuru ve sımsıcak, ağaç gölgelerinde kalan kısmı ise kar ile kaplıydı.İşte bu güzel tezatlıkların içinde konakladık.Piknik yaptık.Bir yanımızda kar bir yanımızda güneş..Öyle güzeldi ki.Çocuklarımla çocuk oldum çocukluğumdaki fındık bahçelerine fındık ocakları arasına gittim.Şükrettim bir yandan da.Allahın bize verdiği sağlığa , tezatlıklardan doğan güzeliklere..
Bu yazıyı yazarken dışarda yine kar yağıyor.Saat gece yarısını geçmiş.içerisi iyi ce soğumaya başlamış.Tıpkı lise-3 te tek başıma kaldığım kiralık evimdeki gibi..Ve o zaman yazdığım bir şiir dilime dolanıyor..
"Geceler, ah zifiri geceler..
İçinde kimler acıları heceler..
Geceler,ah zalim geceler
Kim bilir kimleri gizlerler.."








Son Güncelleme (Salı, 08 Mart 2011 22:53)















Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.