Dütmen Tepesinin Garibi
Durup durup bakıyorum kendime.Ne kadar yalnız ve ne kadar uzak dünyalar içerisinde yaşadığımı fark ediyorum..Öyle bir koşma öyle bir koşuşturma içerisinde kalmışım ki adeta ters akan ırmağa kürek çektiğimi düşünüyorum..
Çok hayallerim var..Çok planlarım var gelecek adına..Bulutların hareketinden elektrik üretmeye, okuldaki çocukların gürültülerini enerjiye çeviren duvar boyası yapmaya kadar.Çok hayallerim var..Oturduğum yerden aydınlatabileceğim çevremi daha ötelere, daha daha ötelere ulaştırmak için yapabileceklerim konusunda çok uğraşlarım var...Koşuyorum koşuşturuyorum, geceleri uyurken bile birden uyanıp okulumun daha iyi olması için beynime üşüşen o yığınla düşünceleri dağıtmaya çalışıyorum..
Ve biliyorum daha kim bilir kaçımız bu ahval içerisinde, belki de daha derbeder..Kim bilirsin kaçımız “bir şeyler” yapabilmek adına çırpınışlar içerisinde.Çoluğunu çocuğunu unutan evinin yolunu şaşıran kim bilir kaçımız daha var...Belki umutsuz kaldığımız da oluyor..Yarın olmasın artık dediğimiz de..Ancak har şeye rağmen bu dünyadayız ve birilerinin etki alanındayız..Çevremizde birilerinin geleceği , birilerinin hayatları, birilerin mutlulukları bizlere bağlı ve aslında bizim doldurduğumuz bir yer var..Yaradılışımızın gayesi var.
”Kalu bela” diye verdiğimiz bir sözümüz var...Ve işte o söz üzerine geldik ve o sözü verdiğimiz yere döneceğiz çıkınımızdakilerle..Bu dünyadan toplayacağız onları.İyisiyle kötüsüyle..Bu dünyadan dolduracağız çıkınımızı..Onun için diyorum öyle zor ki aslında bu hayat..Oturduğumuz koltukların, sorumlusu olduğumuz mekanların , etkimiz altında olan insanların hakları var..Bu koşma ve koşuşturmanın içerisinde asıl gayemizi unutmak endişesi var içimde..
Neden anlatıyorum bunları.
Geçende Alaçam yolundan Bafra!ya doğru gidiyordum..Dütmen Tepesine yaklaştığımda yolun sol tarafında bir mezar gördüm..Aslında onu ilk kez görmüyordum..Bu yoldan her geçişte dikkatimi çekiyordu ama bu sefer ki görüşüm , bu seferki bana bakışı çok değişik gelmişti..Hava sisliydi..Sis yere bir insan boyu kadar inmiş ancak yere değmiyordu.Adeta bir yorgan misali bir insan boyu yukardaydı...Belki yere kadar inseydi o mezarı yine es geçecek görmeyecektim.Ancak dedim ya değişik şeyler olmuştu..
Hızla giden arabamı ancak elli metre ilerisinde durdurabildim ve geri geri gelip yanında durdum. Mezar yola sadece 1-2 metre uzaklıktaydı.Mermerden,gayet güzel yapılmıştı.Yanına gitmeden fotoğraflarını çekmeye başladım.Ancak sanki orada yönü yola dönük olan ihtiyar birisi oturuyormuş gibi geldi bana..Hani otururuz ya bazen yolun kıyısına..Bakarız ya kim geliyor kim geçiyor diye..İşte öyle..
Biliyorum “sadece” bir mezardı ancak çocukluğumda yaşadığım bir olayı da anımsatmıştı bana: Emmoğlum vardı..Hiç ayrılmadığımız.Beraber gezip beraber hayvan güttüğümüz.Onunla yine bir gün hayvanları otlağa götürüyorduk.Yolun kıyısında yaralı bir kuş bulmuştuk.Belki bir sapandan belki bir atmacanın saldırısından kurtulmuş ancak yaralıydı.Çocuk başımızla onu bir iki gün iyileştirmeye çalışmıştık. Ancak başaramamıştık..Bir sabah öldüğünü görmüştük..Ve ölen o kuşu yine aynı bu mezar gibi yolun kıyısına gömmüştük..İnanır mısınız belki bir yıl belki daha fazla her o kuşun mezarı yanından geçerken konuşmalarımızı keser ve kulhüvellahımızı okurduk..Ve halen daha köyüme gittiğimde , yolun o kısmına geldiğimde o kuşu hatırlar , içimden dua okumak gelir..İşte bu mezar da , bu “garip” mezar da bana onu hatırlattı.
Mezara yaklaştığımda adının olmadığını ve garip mezarı olduğunu öğrendim.. İçime bir ok saplantı o an.. Kimdi bu? Neden garip kaldı? Neden kimsesi yoktu ?Kim bilir bizim mezarımızda böyle mi olacaktı?.Bir yolun kıyısında, adımızın yazmadığı..
Ya da bir mezarımız olacak mıydı acaba?..Bu kadar çurcunanın içerisinde acaba hiç bu sonu düşünüyorduk mu? Hak ve hukuk gözetmeden bu dünya adına kazandıklarımızı o mezara girerken tamamen geride bırakacağımızı hiç düşünüyorduk mu?
Dedim ya bilmiyorum kimdi bu garip..Kimdi bu kimsesiz?.Bu tepelerde işi neydi..Elbette onun da bir hikayesi, o mezarın da bir hikayesi vardı.Ancak onun dili , onun görüntüsü, onun bulunduğu yer her şeye kadirdi.Ne mutlu ki o “garibe” bir mezarı vardı ..Ne mutlu ki o “garibe” mezarı yolun kıyısında idi...Belki bir yolcu okumasa öteki,o okumsa bir diğeri okurdu bir dua.. Öyle ya kuş için bile okunuyorsa bir garip için de okunurdu her halde..
Bir şair ne güzel söylemiş..
Gül yerine diken bitmiş üstünde
Yok el açıp dua eden önünde
Yazısı silinmiş taşın üstünde
Yetim mi öksüz mü bu mezar kimin
Belki adı Hasandı belki de Ümit
Belki yetim öksüz belki bir şehit
Mezarın kapısına vurmuşlar kilit
Bir bilen yok mudur bu mezar kimin
Yapayalnız bir mezar kendi başına
Hiç kimsesi yok mudur Allah aşkına
Görenleri düşürür o an şaşkına
Aslı nesli yok mu bu mezar kimin
Ayhan Okumuş
Bilmiyorum kimin bu mezar.Ama artık garip olmadığı , yol kıyısında olması hasebiyle herkeslerin bir hımsı olduğu da aşikar.
Fotoğraflarımı çektikten sonra ayrıldım onun yanından..Peşimden bakakaldığını hissettim.Ben bu dünyanın çetrefilli şaşaalı hayatı içerisinde kaybolurken o da sislerin içerisinde bir rüya gibi silinip gitti.Ama şimdi her o fotoğraflara bakınca o garip geliyor aklıma..Yani Dütmen Tepesinin o garibi…
Son Güncelleme (Pazar, 10 Ekim 2010 20:42)














