Dut Ağacının Sonbaharı
Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider… Diye başlamıştı Cahit Sıtkı şiirine ve sonra
Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız,
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız. Diye devam etmişti..
Evet gittikçe artıyor yalnızlığımız..Gittikçe uzaklaşıyoruz dostlarımızdan..Annelerimiz, babalarımız, kardeşlerimiz, çocuklarımız uzaklaşıyor bizden.her geçen an yalnızlaşıyoruz..her geçen an içimize dönüyoruz..
Zamanın paslı dişleri arasında öğütülürken ömrümüz, un tanecikleri gibi dökülürken mutluluklarımız, yollarda inerken bir bir arkadaşlarımız, biz biraz daha çöküyoruz..Biz biraz daha yıkılıyoruz..Bizler biraz daha yaratıldığımız toprakları sevmeye başlıyoruz..
Heyecanlar bitiyor..Soluyor yapraklarımız..Kanlar çekiliyor damarlarımızdan ve bizler biraz daha korkak , biraz daha ürkek oluyoruz…Belimize kadar çıkmış olan bataklıklardan dahi kurtaramıyoruz kendimizi..Kaçacak güç kalmamış.Dermandan yoksunuz gayri..Sırtımızdaki yüklerin ağırlığı o kadar fazla ki “kim daha yaşamış bizim yaşadıklarımızı?”, “kim daha çekmiş bizim çektiklerimizi” diyoruz…
Ama biliyoruz ki bu yaşadığımız bizim en büyük acımız..Bu yaşadığımız bizim kıyametimiz.Kim bilir bizler ayrılırken bu fani dünyadan kim bilir kimlere neşe kaynağı olacağız?..Kim bilir hangi güzelim gençlerin önünü açmış olacağız..Ve kim bilir ne güzel günlere sebep olmuş olacağız..Tıpkı şu güzelim dut ağacı gibi..Sebep olduğu manzaranın güzelliği ile şairler şiirler yaz, nasırcılar romanlar yazar, müzisyenler ne içten müzikler yapar..Ama ah bir de onun yaşadıkları?..Bir de onun içinde yaşanan kaoslar?..Bir de onun yaşadığı anlatılması güç ikilemler?..




Bilemeyiz ama hissederiz..Eğer ki yaşıyorsak biz de o kaygıları tabi..Hani, bir zamanlar dallarında ötüşen bülbüller nerede?…Nerede ondan dut toplayan köylü güzelleri? Hani nerede gölgesine sığınan çobanlar?..Gölgesi dahi kalmamış artık..Gölgesi artık suya düşer olmuş..Yok dallarında artık tırtılların yiyeceği bir yeşil yaprak..Rengi solmuş beti benzi solmuş bir ağaç işte..Ama ne ağaç!..Ama ne dertli bir ağaç!..Ama ne yalnız bir ağaç!..Durağan gibi..Durağanın vefakar dağ başlarındaki öğretmenleri gibi..Durağanın kendini parçalayan vefalı dostları gibi..
Her yanı sel basmış..Her yanını bin bir güçlük çevirmiş..Ve bir o yapayalnız kalmış. “Ağaçlar ayakta ölür” dercesine düşmemiş..Yapayalnız kalmış ama boyun eğmemiş…Ayakta ölmeye karar vermiş bir dut ağacı o..O sonunu biliyor ama buna rağmen soluk ta olsa yaprakları, o soluk yaprakları ile gölge yapmaya çalışıyor..O dut ağacı Karadiğin önünde ona yarenlik edecek dostlarını bekliyor..Bir selam istiyor..Bir hal hatır istiyor başka da bir şey değil..
Dedim ya zaman yine sonbahara döndü..Yine bazı hayatların son demlerinin işareti bu..Dostlardan ayrılığın..Gençlikteki heyecanlardan kopuşun..Deli dolu fikirlerden, bitmek bilmeyen istek ve arzulardan ayrılışın zamanı bu mevsim..Umarsız kalmak mümkün değil..Hele de otuzbeşi devirince düşünmek gerek..Hayatın ne denli muhteşem ve bir o kadar da kuralcı devir daiminin işleyişini görmek gerek..Bazen durup yaptıklarımıza bakmamız gerek diyorum..Çünkü tıpkı Cahit Sıtkı TARANCI’ nın dediği gibi…
Neylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanmadın olacak.
Kimbilir nerde,nasıl,kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak.
Taht misali o musalla taşında.



Son Güncelleme (Cumartesi, 05 Mart 2011 22:46)













Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.