Tek Camlı gözlük
“Bu tek camlı gözlük benim..
O bu hayatta sahip olduğum en güzel oyuncaklarımdan biri..
Ve dünyam bu işte benim...Dünya bu işte..”
Kayabaşında hayat bu kadar değerli işte...
Ona rastlamıştım düşüncelerindeki gibi Kayabaşında..Beni görünce önce saklanacak bir yerler
aramıştı..Utanmıştı ,sıkılmıştı ... Belli ki çekiniyordu bizden.Duvarlar onun için siper oluyordu..Arkaları güvenli..
Bu elinde siyah aletli adamı belki de ilk kez görüyordu..Ve sanki
o, elindeki siyah kutunun düğmesine basarken ,
onun tüm özgürlüğünü de o aletin içine hapsedecekti.
Kim bilir belki de sadece özgürlüğünü değil , o tek camlı gözlğüğünü de elinden alacaktı bu siyah kutu..
Bilmiyorum kaçıyordu işte benden.
Ama sonra nedense ısınıverdi bana..Ben zaten onu çok sevmiştim..Onunla köşe kapmaca bile oynamıştım..Onun
belki de geleceğine ait tüm hayallerinin peşinden bile koşmuştum..Ondan kaçıyordu..Geleceğini bana kaptırmaktan
yani.Biz bir karelik fotoğraf derdinde o ise geleceğini kurtarmak derdinde idi..Öyle ya da böyle sonra geldi yanıma kadar.
O siyah kutuya yakından baktı..Kuş çıkacak dedim , kuş çıkmadı ama onun indinde koskoca yalancıya çıktı adım..
Kandırılmaktan usanmış, kandırılmakla hayata tutunmaya çalışan , bir dağ başındaki tek camlı yeşil gözlüklü bir çocuk..
Dünyayı bir gözüyle yalancı pencereden bir gözüyle de gerçek pencereden gören bir küçük çocuk..Hangimiz onun kadar
şanslıyız ki acaba..Hangimiz aynı anda onun gibi iki dünyayı da aynı anda görenbiliyoruz ki. Bir gözünde toz pembe
mutlulukların kelebekler gibi oynaştığı, kırlangıçlar gibi uçuştuğu hayal dünyası diğerinde ise tüm çıplaklığıyla ve acısıyla
ve sahtekerlığıyla ve çekilmez ağırlığıyla yalancı gerçek dünya..
Bu iki dünyanın birleştiği bir çocuk acaba bu kadar mı güleç olur..Bu kadar mı içten güler insan..Bu kadar mı alay eder
önüne set olan kahır yüklü bulutlarla..Evet işte ancak bu kadar alay edilir..Belki biz ona delidir diyeceğiz..Belki biz ondan
tiksineceğiz belki biz ondan yüz çevirceğiz ama o çocuk bize bir şeyler anlatıyor..O çocuk bize bir şeyler öğretiyor..
O çocuk bize iki zıt dünyanın bir gözlüğün camı kadar yakınımızda olduğunu anlatıyor..Bu çocuk bize "Süleymen
Peygambere kalmadı bu dünya size mi kalacağı" öğretiyor..Bu çocuk bize her halükarda gülebilmeyi,her halükarda dik
durmayı, her halükarda mutlu olmamız gerektiğini söylüyor..İşte bir camı eksik gözlük takan profesörün bir kareye
sığan öğretisi..
Siz ne dersiniz biraz az mı şükrediyoruz?..
Biraz kör mü takılıyoruz?..
Yoksa biraz nankör müyüz?..
Acaba hangimiz onun kadar mutlu oldukbu yaşımıza kadar?..
Acaba hangimiz onun kadar bir naylon gözlükle bu kadar gülebildik?..
Bu bakışlar, bu güleç yüzlü bakışlar, bu içten bakışlar acaba hangimizin hatırlarında yer alır?.
Bulunduğumuz yerleri yoksa "biraz" çok mu önemsiyoruz, öne çıkarıyoruz..
Bilmiyorum ama yoksa biraz fazla mı abartıyoruz mutlu olabilme şartlarımızı..
Son Güncelleme (Cumartesi, 05 Mart 2011 22:41)












