Boyabat Kalesi
Fotoğrafçılığın belki de yüzde ellisi nasip işi şans işidir..Bazen ne zaman ne ile karşılaşacağınızı aklınızın
köşesinden dahi geçirmezsiniz..Ve onun içindir ki fotoğrafa ilgi duyanlar evden çıkarken bir ayakkabılarını
giymeyi unutmazlar iki yanlarına fotoğraf makinesi almayı..Ki böyle de olması gerekir…
Bunu aşağıdaki fotoğraflar için söylüyorum ama bir çok çektiğim fotoğrafı böyle hiç ummadığım bir anda
çektim.Ne çekeceğimi bilmediğim bir yöne gittiğimde hep böyle süprizlerle karşılaşırım.Onun tecrübesi ile
yanımdan makinemi hiç ayırmam.

İşte yine böyle bir şekilde Kastamonu’ya giderken yanıma makinemi de aldım.Yolda bir çok kare
yakaladım.Durup onları makineme hapsettim de.Ancak asıl kareleri akşama dönüşte buluverdim..Hiç bir plan
yapmadan dönüş saatimin, ayın hilal evresinde oluşunun, o an araba ile Boyabat’ta bulunuşumun, ayın
yerden yaklaşık 30 derece yükseklikte oluşunun, yılın kasım ayı oluşun –dünyanın dönüş ekseninin açısı- ve
diğer bir çok faktörün bir araya gelişinin sonucu aşağıdaki fotoları çekebildim..

Dediğim gibi yorun argın bir şekilde araba ile Boyabat’a giriş yaparken birden gözlerim fal taşı gibi açıldı.
Karşımda muhteşem bir manzara duruyordu. Belki Boyabatlılar bu manzara ile bir çok kez karşılaşmışlardı ancak
benim için bu ilkti ve asla kaçırılmaması gereken bir kompozisyondu.Hemen arabayı kenara çektim.Boyabat’a
şöyle bir baktım.Bu güzel anın hangi diğer kompozisyonlarını nereden çekebileceğimi kabaca planladım ve sola
daldım.Bir yandan kaleye bakıyor bir yandan da hiç bilmediğim yollardan sokak ararlından geçerek en iyi en
uygun açıyı arıyordum.

Nihayet uygun yeri ve açıları buldum.Ve aşağıdaki fotoğrafları çektim.İnsan eliyle yapılmış bir şaheser ile
doğal hayatın birbirine uyumu bu kadar mı uygun olur.Bir tablo bizim tarihimizi bizim ulusal hakimiyetimizi
bağımsızlığımızı bu kadar mı iyi anlatır.Destansı bir tarihe sahip olmakla övünmeliyiz.Hiç bir zaman
gocunmadan..
İşte o fotoğraflar...














Son Güncelleme (Cumartesi, 05 Mart 2011 22:08)











