Son Değirmenler
Durağan…Her köşesi anlam dolu bir garip ilçe..Terk edilmiş, kaderine bırakılmış talihsiz şehir..Yalnızlıkların adı olmuş adeta..Yitik şehir yani..Çok efsuni bir havası var buranın.Çok ürkütücü..Ve bir o kadar da kasvetli..Ama yalnızlığın kasveti bu..Küre dağları arasına sıkışmış, orada kalmış ve artık esrarengiz bir hal almış “küçük” ilçe Durağan..

Ona küçük demeye dilim varmıyor..Hele ondan nefret etmeye vicdanım hiç yanaşmıyor..Ve bilakis onun bu yalnızlık ruhu, terk edilmeyi hak etmeyen zenginliği, dağlarında gizlenmiş tarihi, köylerinde saklı kalan filmlik hikayeleri beni daha bir kendine çekiyor..bulduğum hiçbir boşluğu evde pöh pöh oturarak geçirmek istemiyorum..Hele ki o değerli saatleri kahvehane köşelerinde harcamayı ömürden ödünç verilen saatler olarak görüyorum..
O dağlardaki acı dolu hayatlar bir yardım eli beklerken,bizim sesimizi de duyacak hiç kimse yok mu derken bizlerin kahvehane köşelerinde vakit geçirmemizi vicdanım kabul etmiyor..Ve bu tatilimi de yine Durağanın merkeze yakın Kemerbahçe köyünü ve oradaki su değirmenini görmeye ayırıyorum..

Öyle böyle derken vakit öğlen olmuş ve hava da kapalı idi..Yani fotoğraflık bir hava yoktu.Ancak zaten benim şimdiki amacım da sadece belgelemekti.Tarihe bir not düşmekti..Ve belki de bundan bir sene sonra tamamen kalıntıları kalmış olacak olan yılların un değirmenini çekmekti.Sadece çekmek...Neyle karşılaşacağımı bilmeden yanıma fotoğrafını çekerek belgelemek için 10 kg kadar öğütülecek mısır da aldım ve çoluk çocuk Kemerbahçe köyüne gittik.
Kemerbahçe Altınkaya Barajının Durağana ulaşan son sınırında, kendisini Dedemin Tepesine dayamış, güneye bakan , diğer köylere göre gayet düzgün yapılı evleri olan, ancak çok engebeli bir mevkiye kurulmuş aşağı yukarı 60-70 haneli bir köy..Artık sonbahar mevsimiznde olduğumuz için oraya gittiğimde köyü tamamen donatan ceviz ağaçlarının sarı renkeleri ile karşılandım..

Gittim..Gittim ama değirmeni soracak hiç kimse bulamadım..Arabadan indim şöyle köyün içine doğru yürüdüm..Etraf çok sessiz ve çok sakindi.Ne bacalardan duman tütüyor ne çocuk sesleri var ve ne de bir insan..Yapayalnız bir köy.Tamamen hayalet evlerden oluşmuş.Tarihi Terelek Kayalıklarının dibinde kurulu bu köy benim bildiğime göre bu kadar da göçe maruz kalmış değildi..Onun için ümitle yürüdüm..Derken nihayet bir teyze ile karşılaştık.evinin önüne 24 ayar altın sarısı mısır koçanlarını asmış bu teyzeye değirmeni sordum..Tarif etti sağolsun.Ancak bulacağamı sanmıyordum.aksi gibi bu köyde öğrencilerim de vardı ancak onlardan da hiç biri görünmüyordu..


Teyzeye teşekkür edip tarif ettiği tarafa doğru gittim.Orad yoö ayrımında rabayı durdurup sağa sola bakarken aşağıdan yukarı bir traktör geldi..Durdular.İnip selamlaştıktan sonra onlara derdimi anlattım.Tabi önce şaşırdılar.Bu bölgeye bir çok hazine avcısı geldiği için bir an beni de onlardan zannettiler.Ancak içlerinden birisi örenci velisiydi ve o beni tanıdı.Onun sayesinde içlerinden Arif Amca gel hocam diyerek koluma girdi..

Arif amca..Hikayesi apayrı bir yazı dizisi olacak kadar dert dolu, bilgi dolu, adam gibi adam Arif amca..Önme geçiyor ben onun peşine taklıyorum..Uzak değil diyor..yukarı doğru yarıjm kıvrılan bir yoldan geçip sola doğru sapıyoruz..Bir yandan da Arif amca ile konuşuyorum..
Hoca efendi diyor bu köyde 7-8 tane değirmen vardı..Şimdi bir tane kaldı.Benim de vardı..ama şimdi yok..”Neden” diye soruyorum cevaplıyor..”Sular çekildi hoca efendi..hem sular çekildi hem insanlar..Kimse kalmadı ki köyde..Onun için bir bir kapandı değirmelnler”

Ve derken bahsettiği ve şimdi yıkık dökük bir virane haline gelmiş olan su değirmeninin yanına varıyoruz...Arkları boş , suyu kesik mahzun mu mahzun bir değirmen.Köyün kahır dolu yükü omuzlarında saklı sanki bu değirmenin.Arif Amca gibi hüzünlü ve onun kadar yıkılmış.Bir garip hava hissettim orda.Bir an kendi sonum geldi aklıma.Bizler de bir zaman bu değirmen misali suyu akmaz, kimsesi kalmamış, bir köşede unutulmuş mu olacağız yoksa?
Yukarı çıkıyorum..Suyun geldiği ama şimdi suların kesik olduğu ağaçtan oyularak yapılmış olan arka bakıyorum.Kurumuş yapraklar dolmuş içine.Böğürtlen dikenleri her tarafını sarmış.Yer yer yıkılmış.


Ve sonra aşağıya doğru bakıyorum.Değirmen ve yanında eşek ve katırların bağlandığı bölüm görülüyordu.Ama çatısı tamamen göçmüş, içinde değirmen taşları kalmış,o yılların ekmek teknesi şimdi bir taş yığınına dönmüş gibiydi.
Arif Amca
“Zamanla çok ekmeğini yedik buranın” diyor. “Ama şimdi?..” deyip kalıyor.
Evet şimdisi belli..Şimdi her şey eskide kaldı.Söyleyecek söz bulamıyorum.Sadece iç geçiriyorum.
Ordan batıya doğru yürümeye decvam ediyoruz..Sararmış ağaçlar latından geçrekn dağdan mnatar toplamaktan gelen bu küçük ile karşılaşıyrum..Ve orada öğreniyorum.:Hani demiştim ya hiç kimse yok diye..Meğer herkes mantara gitmiş..bundan önceki bir yazımda da az çok hikayesine değindiyiğim kanlıca mantarından bahsediyorum..Bu yöre gerçekten çok seviyor onu..Bildiğiniz gibi değil.


Neyse işte bu sarı sarı ağaçlar altından ve bu güzel yoldan geçerrrek nihayet değirmenin yanına varıyoruz.Kocamna bir meşe ağaçı yanında küçük bir kulübe ..Oysa ben çok daha farklı bir değirmenle karşılaşacağımı umuyordum:Ancak böylesi daha iyi oldu..Tam da o eski Türk filmlerinde gördüğümüz değirmenler gibiydi..Değirmeninin yapılışı çok basitti.Yüksekten düşen suyun çevirdiği bir çark ve ona bağlı olan bir değirmen taşı..İşte bu kadar.Eğiliyorum suyun döndürdüğü çarka bakıyorum.temel maddesi odun..Zaten yan tarafta eski bir tane de duruyor.Suyun şiddetini artırmak için oluğun uçunun daraltıldığı dikkatimi çekiyor..Bu çok akıllıca..Ve eğimi de 45 derece..Yani çarkı döndürecek en iyi açı..Tüm bunlar göz kararı çalışan usta ellerin işi.Su çarkının ortasından yukarı çıkan bir ona on kalas var..Onun ucunda da değirmen taşı.Değirmen taşı her halde bir 100 kg ağırlığında vardır..ordaki kaba ölçmelerime göre kalınlığı 20 santimetre ve çapı da bir 80 santimetre kadardı.Bu da o taşın 100 kg ağırlığında olduğunu ortaya çıkarıyor:Ve bu değirmen taşı oyularak ve yontularak tamamen el emeği ile yapılmıştı.İşte o su bu taşı çeviriyordu.O suyun şiddetini kuvvetini de artık varın sizi düşünün.





Değirmenin içinden çıkıp yukarı, oraya gelen suyun geçtiği arka bakmaya gidiyorum..Su az.Ark tam oalrak dolmamış bile.Ama yine de umut olmaya devam ediyor..Umtu..Umuta akış..Ekmek yapmaya akış..Ekmek yapmak için gelenleri umutu..değirmende öğütürüz de kemek yaparız..işte köylünün tek umudu , en büyük umudu bu..Değirmenin taşı dönüyorsa ekmek var dmeektir bir nevi..O taş durduysa bu köyden gitme vaktinin geldiğini gösteir..Ve değimen taşların durmasın..Şu arkların suyu azalmasın..Çalmasınlar bu suları mermer fabrikaları.Su olmazsa dönmez bu değirmen taşları..Dönmezse değirmen taşları ne yapar bu köyün insanları..Evet su ağaçtan oyulmuş arklardan geçerek yaklaşık 45 derce açıyla 15-20 metreden demir bir borunun içinden değirmen taşı çarkına düşüyor..Ve o da ümit oluyor bu köye..




Bu değirmen de artık son günlerini yaşıyor..Tavanı delinmiş, yer yer yıkılmış.Kapısı çok nadir açılır olmuş.Koca meşe ağaçının altında öylece mahzun mahzun duruyordu.Kuzina sobaların altına kıvrılıp uyuyan kedi misali...Bu küçük değirmene o gözle bakıyorum..V e Arif amcayla onu fotoğraflıyorum..O ikisi bir birine çok benziyor..O ikisi birbirinin dilini çok iyi biliyor..O ikisi bu köyün geçmişi ve bugünü..Ahh ah..
Evet ayrılıyoruz ordan..Kafamı kaldırıp yukarılara bakıyorum..Kayalar düştü düşecek gibi duyor.Arif amcaya onu soruyorum hiç yıkılmadı mı bu kayalarda..”Yıkılmaz olur mu” diyor..ve beni yıkılarak taa köye kadar ulaşmş kayanın yanına götürüyor..Allahtan ağaçlar var..Yoksa Allah korusun burada köy möy kalmaz.

Arif amca ve burada karşılştığımız insanlar gerçektne çok cömert insanlar..ayrıca bir o kdar da sevecen, sıcak kanlı ve tertemiz..Bzileri öyle sarıp sarmaldılar ki..Ellerindeki mantarların en isini mi vermediler..Dalda kalan çıtır gibi elmalar mı ikram etmediler..Ve incir, ceviz vs ..İşte Anadolu insanı..İşte karaeniz insanı..eli bol yüzü güleç..yüreği tertemiz insanları..Biz de onları çok sevdik..İstanbuldaki çoluğuna çocuğuna selam gönderen Arif amcayı çok sevdik..Yaşlı teyzeyi ve diğerlerini de ço sevdik..Ve artık Kemerbahçeyi bir daha ziyaret edeceğimiz dostlarımız oldu orda..
Son Güncelleme (Salı, 01 Aralık 2009 17:21)












